|
ÇALIŞMA YAŞAMININ EN ‘KIDEMLİ’ KONUSU ‘KIDEM TAZMİNATI FONU’ |
|
Çalışma yaşamının en fazla tartışılan konularından biri olan kıdem tazminatı yine gündeme getirildi. Son günlerde kıdem tazminatının fona devredilmesinden, gün sayısının azaltılmasına kadar pek çok alternatifin tartışıldığı konu aslında çalışma yaşamının belki de en ‘kıdemli’ konusu. İşçiler açısından son derece önemli olan kıdem tazminatı; yıllardır, Çalışma Bakanlığı’ndan işveren örgütlerine, IMF, Dünya Bankası, OECD gibi uluslararası güç odaklarına kadar pek çok çevrenin saldırısı ve tehdidi altında. Bu saldırıların nedeni de, bu çevrelerin Türkiye’de işgücünü ucuzlatma çabaları. OECD 2006 Türkiye İnceleme Raporu’nda da, Türkiye’de mevzuatın getirdiği yüklerin çalışan ve çalıştıranları kayıtdışı sektöre ittiği; bu bağlamda çok ciddi bir istihdam maliyeti oluşturan kıdem tazminatının kaldırılarak, işsizlik sigortasının ön plana çıkartılması öngörülüyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu ise, 16 Kasım günü yaptığı açıklamada kıdem tazminatı fonu tasarısına yakın durduklarını ve işsizlik sigortası fonunun kıdem tazminatı fonu için kullanılmasının mümkün olduğunu ifade ederek, işverenin işsizlik sigortası fonunda yüzde 2 olan payının yüzde 1’inin kıdem tazminatı fonuna aktarılabileceğini söyledi. OECD’nin Türkiye’de kıdem tazminatının kaldırılması yönündeki talebine sendikalardan büyük tepki geldi. Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç: “IMF, Dünya Bankası ve OECD’nin Türkiye’deki işleyişten haberi yok. Türkiye’ye sundukları sözde reçetelerle huzuru ve istikrarı bozmaya da hakları yok. Bu ülkeyi onlar yönetmiyor” diyerek tepkisini dile getirdi. Ülkemizde kıdem tazminatı ilk olarak 12.6.1936 tarihinde yayımlanan ve 12.6.1937 tarihinde yürürlüğe giren 3008 sayılı İş Kanunu ile tanınmıştır. 3008 sayılı İş Kanunu’nun 13. maddesinin 6. fıkrasında yer alan düzenlemeye göre: “Bütün işçiler hakkındaki fesihlerde 5 seneden fazla olan her tam iş senesi için ayrıca 15 günlük ücret tutarında tazminat dahi verilir.” Bu fıkraya göre kıdem tazminatının, hizmet akdinin işçi veya işveren tarafından her ne sebeple olursa olsun feshinde ödenmesinin öngörüldüğünü; ancak bunun için en az 5 yıl çalışmış olma koşulunun getirildiğini görüyoruz. Bu düzenlemeden sonra, günümüze kadar kıdem tazminatı birçok değişikliğe uğramıştır. Mevcut uygulamada kıdem tazminatı alınması belli koşullara bağlanmıştır. İş Kanunu’na göre, kıdem tazminatı alabilmek için gereken yasal asgari çalışma süresi günümüzde 1 yıldır ve her yıl için ödenecek kıdem tazminatı tutarı ise 30 günlük ücrete eşittir. 3008 sayılı İş Kanunu’nun kıdem tazminatına ilişkin düzenlemesinin zaman içinde belirli değişikliklere uğraması ve işverenler açısından giderek önem kazanan bir maliyet unsuru haline gelmesi üzerine kıdem tazminatı fonu konusu tartışılmaya başlanmış ve konu ilk olarak 15 Şubat 1954 günü çalışmalarına başlayan 2. Çalışma Meclisi’nde gündeme gelmiştir. Bu dönem 20. Hükümet görev başındadır ve Adnan Menderes başbakandır. Kıdem tazminatı fonunun ilk kez bir Komisyon Raporu’nda gündeme gelmesi ise, 31 Mart 1975 tarihinde AP Genel Başkanı Süleyman Demirel başkanlığında kurulan 1. Milliyetçi Cephe Hükümeti dönemindedir. Bu dönemde, 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesi Bütçe Plan Komisyonu üyelerinin yeni önerileri doğrultusunda düzenlenerek değiştirilmiştir. Buna göre; “İşveren sorumluluğu altında ve sadece yaşlılık, emeklilik, malullük, ölüm ve toptan ödeme hallerine mahsus olunmak kaydıyla devlet veya en az %51 hissesi devlete ait bir bankada veya bir kurumda işveren tarafından kıdem tazminatı ile ilgili bir fon tesis edilir.” Kıdem tazminatı fonunun ilk kez gündeme geldiği bu Bütçe Plan Komisyonu Raporu’nun ardından, günümüze kadar kıdem tazminatı fonu üzerine birçok tasarı çıkartılmış, sayısız tartışma yaşanmıştır. Hatta tasarıların bir bölümü Çalışma Bakanlığı tarafından hazırlandıktan sonra, işçi ve işveren örgütlerine gönderilme aşamasına bile gelemediği için kaç tane tasarı hazırlanmış olduğu bile tam olarak bilinme-mektedir. Bazı tasarılar ise işçi ve işveren örgütlerine gönderilmemiş; ancak basına sızmıştır. Son yıllarda kıdem tazminatı ile ilgili çıkartılan tasarılar genellikle çok benzer hükümler içermektedir ve aynı zihniyetin ürünüdür. Konu ile ilgili son tasarı 15-16 Eylül 2004 tarihlerinde 9. Çalışma Meclisi’ne sunulan ‘Kıdem Tazminatı Fonu Kanun Tasarısı Taslağı’dır.
Olası Bir Fon Uygulamasının İşçi Sınıfı Açısından Yaratacağı Sıkıntılar Fon, ciddi açıklar verebilir 2004 yılında çıkartılan tasarıya göre, fona ödenecek aylık prim miktarı aylık kazancın %3’ünü geçmemek koşulu ile fon yönetim kurulunun önerisi üzerine Bakanlar Kurulu’nca belirlenir. Bu durumda işverenin her bir işçi için bir yılda yatıracağı toplam prim miktarı, işçinin aylık ücretinin %36’sına denk gelmektedir; ki bu da mevcut uygulamaya göre her yıl için 30 günlük ücret tutarında kıdem tazminatı ödeyen işverenler açısından oldukça avantajlı bir durum yaratmaktadır. Fondaki paranın bu denli yüksek bir farkı kapatacak kadar değerlenmesinin çok zor olduğu ortadadır. Fon yönetiminde işçi sınıfı temsilcileri azınlıktadır Gerek 2004 yılındaki tasarıda, gerekse önceki yıllarda çıkartılan tasarılarda fon yönetiminde konunun asıl muhatabı olan işçi temsilcilerinin azınlıkta olduğu görülmektedir. Fon Yönetim Kurulu’nun, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın önerisi üzerine müşterek kararname ile atanacak bir temsilci, en fazla işvereni temsil eden işveren konfederasyonu tarafından seçilen 2 üye ve en fazla işçiyi temsil eden işçi konfederasyonu tarafından seçilen 1 üyeden oluşması öngörülmektedir. Bilindiği gibi, devletin çalışma hayatına müdahalesi, çalışma ilişkileri bakımından daha zayıf konumda olan işçinin korunmasına yönelik olmalıdır. 1936 yılına kadar işçiler, işçi ile işvereni eşit koşullarda gören Borçlar Kanunu’na tabi olarak çalışırken, ilk İş Kanunu’nun çıkış sebeplerinden biri de işçinin bu mağduriyetini gidermek olmuştur. İşçilerin hakları olan kıdem tazminatlarını alabilmeleri açısından, fon yönetiminin nasıl olduğu, fondaki paranın nasıl değerlendirildiği büyük önem taşımaktadır. Oysa, kıdem tazminatı fonu tasarısına göre, fon yönetim kurulu üyelerinden yalnızca 1 tanesi işçidir. İşçinin yıllardır birikmiş emeğinin karşılığı olan ve işçi için çoğu zaman çok büyük önem taşıyan kıdem tazminatı için bir fon kurulacaksa, bu fonun yönetiminde, hak sahibi olan işçinin ağırlıklı olması gerekmektedir. Fon, kıdem tazminatının, işten çıkarmalardaki caydırıcı etkisini ortadan kaldırmaktadır Fon tasarısında yer alan hükümler, işveren açısından işçinin işine son vermeyi kolaylaştırıcı bir etmen olarak karşımıza çıkmakta, kıdem tazminatının işten çıkartmadaki caydırıcı etkisini ortadan kaldırmaktadır. İşveren zaten fona para yatırmakta olduğu için, toplu para ödeme yükünden kurtulmakta, her istediğinde işçi çıkartma yoluna gidebilmekte ve çıkarttığı işçinin yerine daha düşük ücretle yeni işçi alabilmesi sağlanmaktadır. Fon ile, kıdem tazminatının iş güvencesi niteliği ortadan kaldırılırken, bu boşluğu kapatması gereken hükümler son derece yetersiz kalmaktadır. Fon, işçinin haklı nedenle derhal fesih hakkını kullanmasını çok zorlaştırmaktadır Belirsiz süreli iş sözleşmelerinde işçinin 24. madde hükümlerine göre iş sözleşmesini haklı nedenle derhal fesih hakkı ve dolayısıyla maddenin caydırıcılığı fiilen ortadan kalkmaktadır. Zira işçinin, eline toplu bir para da geçmeyeceği durumda iş sözleşmesini feshetmesi çok zor olacaktır. Bu koşullar altında da işveren eskisine oranla çok daha büyük rahatlıkla işçiyi, örneğin, sağlığı için tehlikeli koşullarda çalıştırabilir veya işçiye tacizde bulunabilir. Mevcut kanunda kıdem tazminatı dışında yer alan düzenlemeler ise, işveren açısından caydırıcı bir nitelik taşımamaktadır. Fondan para almanın mümkün olmayacağı durumlar yaşanacak ve işçiler çalıştıkları dönem için hakları olan kıdem tazminatından yoksun kalabilecektir Fon tasarısı ile ilgili bir başka problem de, 10 yıldan kısa bir süre İş Kanunu, Deniz İş Kanunu veya Basın İş Kanunu kapsamındaki bir işte çalışıp, sonra çalışmayı bırakanlarla ilgili olarak karşımıza çıkmaktadır. İşçi, 9 yıl boyunca İş Kanunu kapsamında çalışmış ve sonra 24. maddeden yararlanarak iş sözleşmesini feshetmiş olsun. Eğer bu işçi bir daha çalışmazsa bu durumda işçi iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmiş olmasına rağmen çalıştığı dönem için hakkı olan kıdem tazminatını alamamaktadır. Fon, toplu para almanın önem taşıdığı belli durumlarda kıdem tazminatı alma hakkının ortadan kaldırılmasını öngörmektedir Mevcut düzenlemelere göre, kadın işçinin evlendiği tarihten itibaren 1 yıl içinde işten ayrılmak istemesi durumunda veya erkek işçilerin ‘muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyla’ işten ayrılmalarında kıdem tazminatı ödenmektedir. Birçok kişi için önem taşıyan, askere giderken toplu para alabilme uygulaması da fonla birlikte rafa kalkmakta; yeterli aile desteği olmayan işçi, askerlik dönemi için kısıtlı ücretinden arttırarak önceden para biriktirmek zorunda bırakılmaktadır. Fon, kanun dışı lokavtın artmasına yol açabilir Kıdem tazminatı fonunun olası etkilerinden biri de kanun dışı lokavtı arttırabilecek oluşudur. Mevcut uygulamaya göre işverenlerin kanun dışı lokavta başvurması halinde işçiler her türlü haklarını talep ederek iş sözleşmelerini haklı nedenle derhal feshedebilmektedir. Ancak daha önce de değinilmiş olduğu gibi işsizliğin bu denli yüksek olduğu koşullarda, kıdem tazminatı gibi toplu bir para da alamayacakken, işçinin iş sözleşmesini feshetmesi çok zordur. Dolayısıyla gerekli önlemlerin alınmadığı durumda, kıdem tazminatı fonunun, ileriki süreçte işverenlerin kanun dışı lokavta başvurma olasılıklarını da artırabileceği söylenebilir. Fon, toplu iş sözleşmelerinin kıdem tazminatı üzerindeki iyileştirici etkisini ortadan kaldırmaktadır Mevcut uygulamada işçinin çalıştığı her yıl için ödenmesi gereken kıdem tazminatının hesabında dikkate alınan 30 günlük süre bireysel ve top-lu iş sözleşmeleri ile tavanı aşmamak suretiyle artırılabilmektedir. Oysa fon uygulamasında bu olanak ortadan kaldırılmakta, tazminat miktarı her yıl için 30 günlük tutar olarak sabitlenmektedir; ki bu da toplu iş sözleşmelerinin bu alandaki etkinliğini ortadan kaldırmaktadır.
Sonuç olarak, kıdem tazminatı fonu da, yıllardır, sosyal güvenlikteki ‘reform’lar gibi, sağlıktaki ‘dönüşüm’ programı gibi, işçilerin lehine düzenlemeler içerdiği aldatmacası ile sunulmaktadır. Oysa kıdem tazminatının fona devredilmesinin, iş kanunlarının işçileri korumaktan bu denli uzak, sendikal yaşamı düzenleyen kanunların kısıtlayıcı olduğu; iş güvencesinin, işçilere kapsamlı bir güvence sağlamadığı, işsizlik sigortasının ise işsiz kalanların yaşamını sürdürebilmesi için gereken düzeyin çok altında bulunduğu ülkemizde ciddi sıkıntılar yaratacağı ortadadır.
|