|
‘Bir
kadın, daha ne kadar aşağılanabilir ki! Hemen cevap
vermeyin. Çünkü bunun ötesi de olabiliyormuş. Bu düzende
‘aşağılama'nın ve ‘alçalma'nın bir üst sınırı yokmuş.'
Bu
yazıdaki fiillerin şiddet dolu olmasının tarafınızdan mazur
görülmesi gerektiğini düşünüyoruz. "Saldırı",
"terbiyesizlik", "aşağılama", "seviyesizlik". Çünkü bu
fiillerin dozajı bahsi geçecek olan programa endeksli olup
onun uyguladığı şiddet ile doğru orantılı olarak artacaktır.
"Kadın;
ekonomik, siyasal hayatın içine girmeli" diye saatler süren
tartışmalar yapan, oturumlar düzenleyen televizyon
kanalları, farklı saat dilimlerinde durmaksızın kadına ve
kadın emeğine saldırıyor.
Önce
kadının gözyaşını kullandılar. Hazin, trajik hayatların
aslında hemen yanı başımızda yaşandığını gösterdiler,
ahlayıp vahladık, terkedilmiş çocukların analarıyla, şiddete
uğrayan kadınların kocalarıyla iğrenç pazarlıklar yapılarak
barıştırılmasını izledik. Sonra evsiz kalmış aileleri
izlettiler bizlere, bir hayırsever patronun çıkıp ev, iş
verme vaadiyle umutlandırıldık, alkışladık. İçinde
bulunduğumuz aylarda, kilolarından dolayı aldatılan, üzerine
kuma getirilecek olan kadının ekranların karşısında gram
gram kilo vermesi ve kocasına kendisini beğendirmeye
çalışmasını izliyoruz. "o kadını benim evime sokma!!" diye
veryansın eden kadın kardiyo topunun üzerinde toparlak
olduğunda çok da komik oluyordu ve Seda Sayan tüm salonu,
izleyenleri güldürmeyi başarıyordu. "ay kız sıkma sen o
tatlı canını, bak ne güzel manken gibi yapçam ben seni".
Bir
kadın, daha ne kadar aşağılanabilir ki!
Hemen
cevap vermeyin. Çünkü bunun ötesi de olabiliyormuş. Bu
düzende "aşağılama"nın ve "alçalma"nın bir üst sınırı
yokmuş.
Kadını
evine hapseden, onu pasifleştiren en büyük etmenin "eğitim"
olduğu söylenir. Eğitim görmüşlerinin de çoğunun çalışma
hakkı elinden alınmıştır, çalışan da erkeklerden çok daha
düşük maaş ile çalışmaya zorlanmıştır. "Eğitim şart" ki,
kadın çalışma hayatının içine girsin. "Eğitim şart" ki,
evinin bütçesine katkıda bulunsun.
Bu eğitim
ne menem bir şeymiş ki, üniversite diploması bile kesmiyor!
Geçtiğimiz
hafta Show TV ekranlarında yeni bir yarışma programı
başladı, GüzelDahi. Kadınlar güzel, erkekler dahiyi oynuyor.
Her biri üniversite mezunu veya kolejli (özel lisede okumuş
demek) olan kadın yarışmacılar güzel olmalarının yanında
Turgut Özal'a sanatçı, Irak'ın başkentine Lübnan, Mehmet
Ağar'a Mehmet Ay, Bülent Ecevit'e Doğruyol Partisi Genel
Başkanı
diyebilecek entelektüel donanıma sahipler. Erkek
yarışmacılar ise "Dahi" tanımlamasını hak etmeyecek kadar
şapşal ve kişiliksizler. Programın formatı geçtiğimiz dönem
Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı görevini yürütmüş olan ve
kadına, kız çocuklarına hakaretleriyle öne çıkmış Nimet
Çubukçu'yu bile çileden çıkartmış. Programın yapımcısı Fatih
Aksoy, bir haftadır televizyon ve gazete kanalıyla
programının savunusunu yapıyor. "Bu kızlarımız aslında çok
zeki, ama ilgi alanları farklı", "masanın üzerine dans eden
kızları değil, onlara bakmayan erkekleri öne çıkardık", "bu
programdan gençler en fazla okumanın ne kadar önemli olduğu
sonucunu çıkarırlar". Ve ekliyor "kadınlar bunlarla
uğraşacaklarına, kocalarından şiddet gören, töre mağduru
kadınlarla ilgilensinler". Fatih Aksoy sadece izlemede
rayting rekorları kıran programdan cebine girecek parayı
düşünür. Şiddete uğrayan kadını da ancak para getirecekse
savunur.
Ortada
ciddi bir saldırı vardır. Bu saldırı sadece okumuş,
eğitimli, çalışan kadına hakaret değildir. Mini eteğiyle
masanın üzerine çıkıp partnerini tahrik etmek için dans eden
üniversiteli kızımız kalçasını her salladığında,
eteklerinden aptalı oynamak için aldığı paralar
saçılmaktadır. Bu saldırıda bilgi, üretim erilleştirilmekte
ve kadının sahip olduğu deneyim ve bilgi
önemsizleştirilmektedir. Ve kadın, sadece güzel, çekici,
alışveriş seven bir kimliğe sokularak bu norm üzerinden
idealleştirilmekte ve pazarlanmaktadır.
Bu düzenin
kadın politikası işte budur... |