|
AB’nin anlaşma metinlerinde cinsiyet ayrımcılığının ortadan
kaldırılmasına yönelik yasal düzenlemeler ile getirilen
bağlayıcılığın, hem AB’ne üye devletler, hem de Türkiye gibi
aday devletler için önem taşıdığı açıktır. Öte yandan, kadın
erkek eşitliğinin sağlanması için getirilen düzenlemeler,
cinsiyet ayrımcılığının görünür kılınması açısından da
önemlidir. Ancak, AB’nin de içinde yer aldığı kapitalist
ekonomik düzende, cinsiyet ayrımcılığının ortadan
kaldırılmasına yönelik bağlayıcı düzenlemelerin, cinsiyet
ayrımcılığını ortadan kaldırılması için “sihirli değnek”
olarak kabul edilmesi, hayalden öteye gidemeyecektir.
Günümüzde, halen cinsiyet ayrımcılığının ortadan
kaldırılamamış olması hakim ataerkil düzenle kapitalist
üretim ilişkilerinin birbirini beslemesi ve içermesiyle
ilintilidir (Acar-Savran, 2003). Bu ilintiyi görebilmek için
bugün kapitalist ekonominin dinamiklerini ortaya koymak
gerekmektedir.
1970’lerde kar oranlarının düşüşü ve kapitalist ekonominin
krizi ile birlikte, sermaye kendi ihtiyaçları doğrultusunda
yeniden yapılanmaya başlamıştır. Yeniden yapılanma sürecinde
uluslararası kurumlar (DTÖ, IMF, DB gibi) ve kurallar, yeni
liberal politikalar ekseninde yeniden biçimlendirilmeye
başlanmıştır. Yeni liberal politikalarla sosyal devlet
anlayışı terk edilerek; eğitim, sağlık, sosyal hizmetler,
sosyal güvenlik ve kamusal fayda sağlayan devlet
işletmelerinin özelleştirme ve ticarileştirilmesiyle piyasa
devletine geçiş gerçekleştirilmeğe başlanmıştır. Bu süreçte,
çalışma hayatı da yeni teknolojilere ve yeni üretim
tekniklerine uygun olarak yeniden biçimlendirilmiştir.
Böylece, tam zamanlı çalışmadan kısmi süreli çalışmaya
geçilmesi, taşeron çalışma, ev eksenli çalışma, çağrı
üzerine çalışma, tele çalışma, sıkıştırılmış ve telafi
sürelerde çalışma gibi esnek çalışma biçimleri hayata
geçmiştir.
Yeniden yapılanma sürecinde AB üyesi tüm ülkelerde
cinsiyetler arası ücret farklılığının varlığı dikkat
çekicidir. Bu ülkelerde, tam gün çalışan kadınların saatlik
ücreti, erkeklerden ortalama olarak yüzde 27.5 daha düşüktür
. ICTFU 2004 yılında AB’ne üye ülkelerde yapmış olduğu
araştırmaya göre, Belçika’da beyaz yakalı çalışan kadınlar,
erkeklere göre yüzde 30 daha az ücret almaktadır. Aynı
rapora göre Danimarka’da son 20 yıllık dönemde kadın erkek
ücret eşitsizliği artarak devam ettiği vurgulanmaktadır(ICFTU,
2004). Diğer taraftan AB üye ülkelerde tam gün çalışan
kadınlara, aile bakım hizmetlerinin desteklenmesine yönelik
yardımlar yapılmaktadır. Ancak, tam gün çalışma biçiminin
yerini almaya başlayan esnek çalışma biçimlerinde kadın
istihdamının gerçekleşmesiyle aile bakım hizmetleri devre
dışı bırakılarak görünmeyen ataerkil ilişkilerle bu
hizmetlerin maliyeti kadınlara yüklenmektedir. 2000 yılında,
Avrupa Çalışma ve Yaşam Koşullarını Geliştirme Vakfı
tarafından, AB genelinde 21.000 işçiyle birebir görüşme
sonucunda elde edilen verilerle hazırlanmış olan bir
raporda, kısmi süreli çalışmanın, kadınlarda erkeklere
oranla daha yaygın bir çalışma biçimi olduğunu ortaya
koymaktadır (yüzde 32’ye karşılık yüzde 6). Kısmi süreli
çalışmada, çalışma süresini az olması, ücret kaybını da
beraberinde getirmektedir. Bu da kadınlarda ücret kaybının
daha fazla olmasına neden olmaktadır (Fajertag, 1999).
Öte yandan, kısmi süreli çalışma, kadınların ev işi ve çocuk
bakımı yükümlülüklerinin de korunmasına hizmet etmektedir
(Acar-Savran, 2003). Avrupa Çalışma ve Yaşam Koşulları
Geliştirme Vakfı’nın raporunda, kadınların yüzde 41’i
çocukların bakım ve eğitimi, yüzde 64‘ü yemek ve yüzde 63’ü
ev işlerini gerçekleştirdiğini görmekteyiz. Kadının ev içi
emeği, emek gücünün yeniden üretimini gerçekleştirmektedir.
Bu, aile içinde özelleşmiş , bireysel ve değer yasasına tabi
olmayan bir emek biçimidir. Dolayısıyla ücretsizdir. Bu
emeğin ücrete tabi olmaması ve yok sayılmasıyla birlikte
kadının ev içi emeğine el konulmaktadır. Yeniden üretimin
aile içinde gerçekleştirilmesi, sermaye için emek
maliyetinin düşürülmesi açısından da oldukça önemlidir
(Ansal, 1991). Sermayenin çıkarına uygun düşen bu durumun
sürekliliğinin sağlanmasında esnek çalışma biçimleri önemli
rol oynamaktadır.
Yeni liberal politikalar çerçevesinde AB’nde kamu
harcamalarında kısıntıya gidilmesi ve bütçe kesintilerinin
uygulanması ile özellikle eğitim düzeyinin kadınlar aleyhine
bozulduğu görülmektedir. Diğer taraftan, daha iyi eğitim
görmüş ve yoğun beceri sahibi kadınlar, yaşa bağlı
ayrımcılığa da tabi tutulmaktadır. Bu bağlamda, çocukların
sorumluluğunu üstlenen genç kadınlar ve yaşlanmış emek gücü
olarak değerlendirilen 40 yaş üzerindeki kadınlar, çalışma
hayatına dahil edilmemektedir. Emeklilik sisteminin
özelleştirilmesi ile birlikte çalışılmış yılları dikkate
almadan, kazançlara göre hesaplanan yeni emeklilik
sisteminde kadınların erkeklere göre kazançların düşük
olması nedeniyle de, emeklilik geliri de azalmaktadır (Jezerska,
2004).
AB’nde tüm bu gelişmeler, bir yanıyla, Birliğin cinsiyet
ayrımcılığıyla mücadelesi için düzenlemiş olduğu kuralların
sadece ve sadece kağıt üzerinde kaldığını; bir yanıyla da
cinsiyet ayrımcılığının sonlandırılmasının kapitalist
ekonominin işleyiş dinamikleri için gerekli olduğunu
göstermektedir. Dolayısıyla, AB’ne girme mücadelesi veren
Türkiye’nin, uyum çerçevesinde cinsiyet ayrımcılığının
ortadan kaldırılmasına yönelik düzenlemeler de kağıt
üzerinde kalacaktır. Öte yandan, Türkiye’de kadınların büyük
bölümü (tarım kesimi başta olmak üzere) ücretsiz aile işçisi
olarak çalışmakta ya da düşük ücretle enformal olarak
istihdam edilmektedir. Böylelikle kadınların, küresel
hiyerarşi içinde kapitalist ekonominin çarkları arasında
daha da ezileceğini ve sömürüleceğini söylemek yanlış
olmayacaktır.
Cinsiyetçi işbölümü ve ideolojinin ortadan kalkması için
sosyal devlet anlayışının önermeleri yetersiz olduğu gibi,
sosyal devlet anlayışının çöktüğü günümüzde bu önermelerin
hiçbir anlamı olmadığı da açıktır. Cinsiyet ayrımının
olmadığı bir toplum için, kadın hareketinin sınıf
perspektifi içerisinde hakim ekonomik sisteme karşı
yürüteceği güçlü bir mücadeleye gereksinimi vardır.
Kaynakça Acar-Savran G.(2003). “Kadın Emeğini Görünür Kılmak:Marx’dan
Delphy’e Bir Ufuk Taraması”, Praksis, Sayı:10, (Yaz-Güz),
150-210. Ansal H. (1991). “Kadın ve Çalışma Hayatı”, İktisat Dergisi,
Sayı:313, (Mart-Nisan). 13-16 Avrupa Birliği ve Eşitlik, www.deltur.cec.eu.int.abesitlik.rdf
(14.02.2004) Avrupa Çalışma ve Yaşam Koşullarını Geliştirme Vakfı 2000
Yılı Araştırma Raporu. Fajertag G. (1999). “Avrupa’da Çalışma Süresi”, Avrupa
Sendika Hareketi-Dünü, Bugünü ve Geleceği-, Çev. B.Piyal vd.,
Türk Harp-İş Sendikası Yayını, 121-138. ICFTU (2004) www.icftu.org/www/pdf/c/seuropeanionenglish2004.pdf Lister M,(2004) “Gender, Development and EU Foreign Policy”,
Gender and Foreign Policy, www.bond.org.uk/pubs/eu/eugend.pdf
(14.02.2004) WIDE (2003). Promoting a Development Agenda Through Trade?-A
Critique of The EU Position in WTO Negotiations From A
Gender Perspective-, www.eurosur.org/wide/home.htm. Zuzana Jezerska (2001)”Women in Econoies in Transition-The
Situation of Central and Europe www.eurosur.org/wide/EU/Enlargement/Women%20in%20Transition.htm,
(17.02.2004) |