TÜRKİYE BASIN, YAYIN, GRAFİKER VE AMBALAJ SANAYİ İŞÇİLERİ SENDİKASI  (BASIN-İŞ) WEB SAYFASINA HOŞ GELDİNİZ!        BASIN-İŞ, TÜRK-İŞ ve UNI ÜYESİDİR...

Basın-İş, Uluslararası İmalat ve Hizmet İşçileri Sendika Ağı UNI üyesidir. Bağlanmak için tıkayın...Basın-İş, Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu Türk-İş üyesidir. Bağlanmak için tıklayın...
   

  Anasayfa     İletişim     Medya (Güncel Haber, Foto-Video)  

 
     

Sendikamızdan

yönetim kurulumuz
şube kurullarımız
yönetmeliklerimiz
toplu sözleşme
örgütlenme
eğiitim-yayın
eylem-etkinlik
tarihçemiz

haber-foto-video
araştırma-makale
sosyal güvenlik
yıpranma hakkı
yararlı bilgiler
emekçi kadın
uluslararası
mevzuat
1 Mayıs
dost siteler

 

IBM İşçisinin Örgütlenme Mücadelesi İçin Tıklayın...

 

 

 

 

 

(BASIN-İŞ) TÜRKİYE BASIN, YAYIN, GRAFİKER VE AMBALAJ SANAYİ İŞÇİLERİ SENDİKASI (TÜRK-İŞ)

ANA SAYFA

Yuvayı Yapan Göçmen Kuşlar

Tarih: Kaynak: mülkiye dergisi Yazar: Ar. Gör. Çağla Ünlütürk

Köyden Kente Göç Sürecinde Kadın Emeği
Türkiye’de yapılan çalışmalar, 1950’li yıllardan itibaren önemli sosyo-ekonomik olgulardan biri olan iç göçü ele alırken, çoğunlukla kentleşme ve gecekondu problemi çerçevesinde ele almış ve göçün çalışma yaşamı üzerine etkilerini ele alırken de genel olarak niteliksiz erkek işgücü üzerine eğilmiştir. İç göç süreçlerini ele alan çalışmaların geneline bakıldığında toplumsal cinsiyet bakış açısı oldukça eksiktir. Bu yazıda iç göçün bilinen sebepleri ve sonuçları yerine kadın emeği açısından nedenler ve sorun alanlarına yer verilerek, kadınların gözünden bir göç perspektifi oluşturulmaya çalışılacaktır.

Kadınlara özgü göç nedenlerine baktığımızda, kadınların ailenin herhangi bir nedenle (iş bulmak, iş tayini, vb.) göç eden erkek üyelerini takibinin en önemli nedenlerden biri olduğu görülmektedir. Bu durumda, göç kararı kadının bağımsız bireysel kararı değildir.

Kalaycıoğlu ve Rittersberger’in (1998: 225) Ankara’da ev hizmetlerinde çalışan kadınlar arasında yaptığı araştırmada, kadınların %40’ının evlendikten sonra eşleriyle, %53’ünün ise küçük yaşta aileleri ile gelmiş olması, kadınların önemli bir bölümü açısından göçün bireysel bir karar olmadığını göstermektedir.

Köyden kente göçün kadınlar için bilinçli bir seçim olduğu ve eşlerini göçe ikna ettikleri durumlar olduğu gibi, aile reisinin kararı olduğu durumlarda da göçün köy kadınları için arzulandığını, daha iyi, daha rahat bir yaşantıyı vaat ettiğini eklemek gerekir. Erman’ın (1998: 212) yaptığı araştırmada köyden göç eden bir erkek şöyle demektedir: “En fazla kentlere göç etmeyi isteyen hanımlar. Biz Ankara’ya göç edek de, diyorlar, ne olursak olak, perişan olak.”

Kadınlar İçin Kenti Çekici Kılan Nedir?
Göç olgusu ele alınırken toprak mülkiyetindeki düzensizlik, tarımın makineleşmesi, tarım kesiminde gizli işsizlik ve bunlara bağlı olarak kırsal kesimde yaşayanların karşı karşıya oldukları ekonomik zorlukların iticiliği ile kentin sunduğu iş olanakları, sağlık hizmetleri ve eğitim imkanlarının çekiciliğine yer verilmektedir. Oysa köy işlerinin yıpratıcılığının iyice farkına varan kadınlar kent evinin kolaylıklarına ve daha fazla kişisel özgürlüğe sahip olmayı istemektedir. Köydeki kadınlar için her gün televizyonda seyrettikleri kentli kadınlar gibi konuşma, giyinme, kentli kadınların kullandıkları mutfak eşyaları ve tüketim mallarını kullanabilme, çocuklarını daha iyi okullara gönderebilme ihtimali de kentleri kadınlar için cazip kılmaktadır. Göçün geniş aileden koparak gerçekleştiği durumlarda ise, kent, kadına eşinin ailesinin baskısından uzaklaşabileceği, “gelinlik” vazifelerinden ve “kaynana dırdırından” kurtulabileceği, eşi ve çocuklarıyla ilgilenebileceği bir hayat vaat eder.

Ne var ki kentler çoğu zaman kadınların bu beklentilerini karşılayamamaktadır. Kadınlar göç sonrasında gerek kente uyum güçlükleri gerek ekonomik yoksunluklar nedeniyle zor günler geçirebilmektedir. Diğer yandan göç sonrası kente tutunmanın hemşericilikle sağlanması, hemşerilerle aynı yerde oturulması gibi sebepler, kentin kadınlar üzerindeki özgürleştirici etkisini azaltabilmektedir.

Göç Edilen Kente Uyumda Cinsiyet Farklılıkları
1950-70 arası dönemde göç eden kadınlar iletişim olanaklarının sınırlı oluşu, köylerin pek çok teknolojik olanaktan yoksun oluşu gibi nedenlerle, kendilerinden önce göç edenlerden aldıkları duyumlar dışında kenti bilmeksizin göç etmişler ve büyük bir şaşkınlığa uğramışlarıdır. 1968’de Ankara’ya göç edene kadar hiç elektrik ışığı görmemiş bir kadın bu şaşkınlığı şöyle anlatmıştır: “ Yıldızlar aşağı düşmüş sandım. Kendimi toplayamadım” (Erman, 1998: 213-214). Kente karşı şaşkınlık kadınlarda, erkeklerden çok daha fazladır. Erkeklerin iletişim imkanlarından daha çok faydalanabilmesi (örneğin kahvede gazete okuyabilmesi), ticari ilişkiler kurması ve kimi zaman ürünlerini satmak ya da idari işler için köyün bağlı olduğu ilçe ya da il merkezine gitme şansına sahip olması ve askerlik için köylerinden çıkarak farklı yörelerden gelen pek çok kişiyle tanışmaları gibi olanaklar, onların köy dışındaki dünyadan haberdar olmasını sağlamaktadır.

80’lerden itibaren iletişim olanaklarının yaygınlaşması köylülerin kent hakkındaki bilgisini artırırken, bir yandan da giderek artan hemşericilik önceki göçmen kuşaklarla sonrakiler arasında, çarpık biçimde de olsa kentte ayakta kalmayı sağlayan ilişki ağları oluşturmuştur.

Göçmen kadınlar bir yandan kendileri için yepyeni bir dünya olan kente uyum sağlamaya çalışırken, bir yandan da göç sonrası ekonomik sıkıntıları aşmak için çaba harcamaktadırlar. Ataerkil bakış açısı erkeğin temel görevini ne olursa olsun haneye gelir getirmek olarak belirlerken, kadına da her koşulda hanenin bakımını ve beslenmesini sağlamak düşmektedir. Göçün ilk aşamasında erkekler işgücü piyasalarında kendilerine bir yer edinmeye çalışırken, kadınlar kendilerine düşen rolü yerine getirebilmek için kendilerine özgü startejiler geliştirmeye başlarlar. Örneğin pazardan artık sebze ve meyveleri toplarlar, evde gıda üretirler, bir yere gitmek gerektiğinde uzun mesafeleri bile yürürler, yiyecek ve yakacak yardımına başvururlar, düğünlere ve günlere katılmayarak sosyal amaçlı harcamaların azaltırlar, giyecek ihtiyacını başkalarının eskileri ile kendileri örerek veya dikerek karşılarlar (Kardam ve Alyanak, 2002, Şenses, 2003).

Göçle birlikte, kadınlar, kente uyum zorluğu çeken, kentte karşılaştıkları keskin sınıfsal ayrımlar nedeniyle sorun yaşayan çocuklarıyla ve onların eğitimiyle daha çok ilgilenmeye, veli toplantılarına katılmaya başlarlar. Babanın işte olduğu saatlerde çocuklarıyla ilgilenen göçmen anne ve çocuklar arasında köydekinden farklı bir ilişki biçimi gelişir.

Ya “Ev Kadınlığı” Ya “Ev Hizmetçiliği” Çıkmazı
“Ev kadınlaşma “ süreci göçün yalnızca kadınlara özgü diğer bir etkisidir (İlkkaracan ve İlkkaracan, 1998). Tarımsal üretimin hemen her aşamasında aktif ve bu üretimin gerektirdiği her türlü bilgi ve beceri ile donanmış olan köylü kadınların, kente göç ettiklerinde, bütün bu donanımlarının kente uygun çalıma biçimi, yani ücretli çalışma için bir işe yaramadığının farkına varmaları, önemli bir kimlik bunalımın başlangıcıdır. Kente göç eden kadınlara kentsel aile modelinin değerleri dayatılmış ve bu kadınlar “ev kadınlığı” statüsünü ister istemez kabul etmişlerdir (Ecevit vd. , 2000, s.153).

Ailedeki erkekler de, çocuklarına iyi bakılmayacağı korkusu, ev işlerinin aksayacağı korkusu, sokakta, işyerinde başka erkeklerle bir arada olmalarına olumsuz bakmaları gibi gerekçelerle kadınların çalışmalarını engellemektedir (Özar vd., 1996: 7).

Bütün bunlara rağmen göçmen kadınların ekonomik faaliyetlerin tamamen dışında kaldığını söylemek çok yanlış olacaktır. Çalışmamaları yönünde en yoğun baskıya maruz kalan birinci kuşak göçmen kadınların bile önemli bir bölümü ekonomik zorluklar sonucunda eşlerini ikna etmişler ve çalışma yaşamına katılmışlardır. Diğer bir bölümü ise hane içinde ekonomik faaliyetlerde bulunmuşlardır. İkinci ve üçüncü kuşak göçmen kadınlar ise gerek ekonomik şartların daha yıpratıcı bir hal alması, gerekse ataerkil yapının kısmen çözülmesi ile daha yaygın biçimde işgücüne katılmaya başlamışlardır.

İlkkaracan’ın (1997, 289-302) Ümraniye’deki göçmen kadınlarla yaptığı çalışmada İstanbul’a göç eden kadınların %22, 6’sı ücret karşılığı çalışmakta, % 0, 5’i ise işsiz olup iş aramaktadır. Yaşamları boyunca çalışma deneyimine sahip kadınların toplam oranı ise %47, 2’dir.

Çalışmaları karşısındaki engelleri aşıp işgücüne katılan göçmen kadınları son derece olumsuz çalışma şartları karşılar. Göçmen kadınlar, gerek düşük eğitim ve nitelik düzeyleri gerekse cinsiyet ayrımcılığı nedeniyle giderek artan biçimde enformel sektördeki imalat sanayindeki kayıtsız ve emek yoğun işlerde, ev hizmetlerinde ya da ev eksenli çalışmaktadırlar.

Birinci kuşak göçmen kadınların yoğun olarak istihdam edildiği ev hizmetleri, kısa sürede yaşlanıp güçten düşmeye yol açmakta ve sosyal güvenlik imkanına sahip olmayan bu kadınlara sadece geçici bir dönem gelir getirmektedir.

Kalaycıoğlu ve Rittersberger’in (1998: 227) yaptığı çalışmada, bu kadınların % 36’sı bu işe aileleri maddi sıkıntıda olduğu için, %25’i okuma yazma bilmedikleri, eğitimleri olmadığı ve başka iş bulma şansları olmadığı için, %23’ü ise mecburiyetten girdiklerini belirtmişlerdir. Ev hizmetlerinde çalışan göçmen kadınlarla, orta sınıf kadın işverenleri arasında kuralsız, koşulları belirlenmemiş bir ilişki söz konusudur.

İkinci ve üçüncü kuşak göçmenler ise ev hizmetleri yerine başka iş kollarını tercih etmektedir. 1980’lerde ithal ikamesine dayalı sanayi politikalarından ihracata yönelik sanayi politikalarına geçiş aşamasında önde gelen sektörlerden biri olan konfeksiyon ve tekstil sanayi bu kadınların istihdam edildiği en önemli sektörlerden biridir. Konfeksiyon sektöründe kayıtsız firmaların pek çoğu, gecekondu bölgelerinde yer seçerek ilkokulu bitirmemiş çocuklar dahil her yaş grubundan kadına ulaşmaya çalışmaktadırlar. Bu sektörde ücretli çalışan kadınların ancak yarısı sigorta kapsamındadır. Göçmen kadınlardan çeşitli nedenlerle ev dışında çalışamayan pek çok kadın ise ev eksenli çalışmaktadır. Bu grupta yer alan kadınların üretim zincirinin en sonunda yer aldıkları ve çalışma koşulları ve ücretler bakımından emek pazarının en savunmasız bölümünü oluşturdukları açıktır (Eraydın ve Erendil Türkün, 2002: 22,23 ).

Zorunlu göç mağduru kadınların* yaşam koşulları ise çok daha zordur. Gittikleri yerde Türkçe bilmedikleri için kamusal alana çıkamayan, sağlık ve eğitim sorunlarını çözemeyen bu kadınlar ciddi fiziki ve psikolojik sağlık sorunları yaşamaktadırlar.

Görüldüğü gibi kadınların göç karar sürecine katılımları, göç gerekçeleri, kente uyumları, kentsel mekanla kurdukları ilişki biçimleri ve kentte işgücüne katılımları göz ardı edilemez biçimde erkeklerden ayrılmaktadır. Göç araştırmalarında ve iktisadi istatistiklerde görünmez olsalar da kadınlar ücretli veya ücretsiz aile işçisi olarak önemli oranda üretime katılmakta ve geliştirdikleri aile yaşam stratejileri ile ailenin göç edilen kentte varlığını koruyabilmesini sağlamaktadırlar.

KAYNAKÇA
Başak Kültür ve Sanat Vakfı, Sorun Etme Sahip Çık Projesi, Zorunlu Göçün Çocuklar ve Gençler Üzerindeki Etkileri, İstanbul, Başak Kültür ve Sanat Vakfı Yayınları, 2004
Çakmak, Melek, GAP’ta Kadın, İktisat Dergisi, Sayı 377, Mart 1998, 68-74
Ecevit, Yıldız, Tan, Mine ve Üşür, Serpil, Kadın Erkek Eşitliğine Doğru Yürüyüş: Eğitim Çalışma Yaşamı ve Siyaset, TÜSİAD, 2000, T/2000- 12/290.
Eraydın, Ayda, Erendil- Türkün, Asuman, Konfeksiyon Sanayinde Yeniden Yapılanma Süreci, Değişen Koşullar ve Kadın Emeği: Ne Kazandılar, Ne Kaybettiler?, İktisat Dergisi, Ekim 2002, s. 18-28
Erman, Tahire, “Kadınların Bakış Açısından Köyden Kente Göç ve Kentteki Yaşam”, 75 Yılda Kadınlar ve Erkekler (Ed:Ayşe Berktay Hacımirzaoğlu), İstanbul, Türkiye İş Bankası, 1998, s. 211-225
İlkkaracan, İpek, İlkkaracan, Pınar, “1990’lar Türkiye’sinde Kadın ve Göç”, 75 Yılda Köylerden Şehirlere, İstanbul, Tarih Vakfı Yayınları, 1998, s. 305-322
İlkkaracan, İpek, “Kentli Kadınlar ve Çalışma Yaşamı”, 75 Yılda Kadınlar ve Erkekler (Ed:Ayşe Berktay Hacımirzaoğlu), İstanbul, Türkiye İş Bankası, 1998, s.285-302
Kalaycıoğlu, Sibel, Rittersberger, Helga, “İş İlişkilerine Kadınca Bir Bakış: Ev Hizmetinde Çalışan Kadınlar”, 75 Yılda Kadınlar ve Erkekler (Ed: Ayşe Berktay Hacımirzaoğlu), İstanbul, Türkiye İş Bankası, 1998, s. 225-235
Kardam, Filiz, Yüksel- Alyanak, İlknur, “Kadınların Yoksullukla Baş Etme Yolları”, 2002
Özar vd., Kentlerde Kadınların İş Yaşamına Katılım sorunlarının Sosyo- Ekonomik ve Kültürel Boyutları (rapor), KSSGM KİG Projesi, Ankara, 1996
Şenses, Fikret, Küreselleşmenin Öteki Yüzü Yoksulluk, İstanbul, İletişim, 2003
*Ayrıntılı bilgi için bkz: İlkkaracan ve İlkkaracan, 1998, Çakmak, 1998, Başak Kültür ve Sanat Vakfı, 2004

TÜRKİYE BASIN, YAYIN, GRAFİKER VE AMBALAJ SANAYİİ İŞÇİLERİ SENDİKASI

ADRES: Necetibey Caddesi, Hanımeli Sokak, No:26/7 Sıhhiye - ANKARA/TÜRKİYE   TEL: (+90) 312 230 29 08   FAX: (+90) 312 229 43 15

e-mail: basinis@basin-is.org    web sitesi: www.basin-is.org   

web tasarım ve güncelleme: Fatih Aydemir, Basın-İş Uzmanı