TÜRKİYE BASIN, YAYIN, GRAFİKER VE AMBALAJ SANAYİ İŞÇİLERİ SENDİKASI  (BASIN-İŞ) WEB SAYFASINA HOŞ GELDİNİZ!        BASIN-İŞ, TÜRK-İŞ ve UNI ÜYESİDİR...

Basın-İş, Uluslararası İmalat ve Hizmet İşçileri Sendika Ağı UNI üyesidir. Bağlanmak için tıkayın...Basın-İş, Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu Türk-İş üyesidir. Bağlanmak için tıklayın...
   

  Anasayfa     İletişim     Medya (Güncel Haber, Foto-Video)  

 
     

Sendikamızdan

yönetim kurulumuz
şube kurullarımız
yönetmeliklerimiz
toplu sözleşme
örgütlenme
eğiitim-yayın
eylem-etkinlik
tarihçemiz

haber-foto-video
araştırma-makale
sosyal güvenlik
yıpranma hakkı
yararlı bilgiler
emekçi kadın
uluslararası
mevzuat
1 Mayıs
dost siteler

 

IBM İşçisinin Örgütlenme Mücadelesi İçin Tıklayın...

 

 

 

 

 

(BASIN-İŞ) TÜRKİYE BASIN, YAYIN, GRAFİKER VE AMBALAJ SANAYİ İŞÇİLERİ SENDİKASI (TÜRK-İŞ)

ANA SAYFA

Emeğimiz Bedenimiz Kimliğimiz Emperyalizmin Değil Bizimdir!

Tarih: 2004 Kaynak: sendika.org Yazar: Devrim Dergisi

Halkın Hakları Forumu Çalışma Grubu
30 Mayıs 2007

Kadınların yüzyıllardır her savaşta yağmaya maruz kalan, el konulan emeği, bedeni ve kimliği yirmi birinci yüzyılla birlikte artık açıkça yeni bir savaşın merkezi konularından bir tanesi haline getirildi. Emperyalizm tarafından klasik ve modern yöntemlerle sürdürülen bu savaşın adına artık “demokratik reform ve dönüşüm” deniyor. Uluslar sömürgeci amaçlarla istila ve yeniden inşa edilirken, emperyalizm ve sermaye, kadınların kurtuluşu davasını kendi amaçları uğruna yeniden tanımlamayı, çarpıtmayı ve araçsallaştırmayı hedefleyen çirkin bir oyunu yaygınlaştırıyor.

TÜSİAD’ın son dönemde yayınlanan önemli raporlarından bir tanesi “Kadın-Erkek Eşitliğine Doğru Yürüyüş: Eğitim, Çalışma Yaşamı ve Siyaset” adını taşıyor... Aydın Doğan’ın büyük kızı, Kanal D İcra Kurulu Başkanı ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Arzuhan Yalçındağ'ın başında olduğu “Türkiye İçin Kadın İnisiyatifi”, Türkiye’nin AB üyeliğinin kadınların eseri olacağını ilan ederek lobicilik faaliyetlerine başlıyor... Dünya Bankası’nın “Kuzey Afrika ve Ortadoğu” bölgesindeki yeni liberal dönüşümleri konu alan dört önemli raporundan bir tanesinin başlığı, “Kuzey Afrika’da Cinsiyetçi Eşitsizlik ve Kalkınma”.... Bu rapordan da öğreniyoruz ki, Dünya Bankası yoksulluğu azaltma programları çerçevesinde kendisine özel bir “kadınları kurtarma” misyonu vermiş: “Kadınların daha belirgin bir kalkınma rolü üstlenmek üzere erk sahibi kılınması”, bankanın bölgeye has faaliyetlerinde önemli bir konu başlığını temsil ediyor. Öte yandan her taşın altından çıkan Soros, kadın örgütlenmelerini fonlama açısından özel bir gayretkeşlik sergiliyor.

“Acaba ne oldu da emperyalizm ve sermaye 150 yıldır en önemli müttefiklerinden birisi olan patriarka’nın (erkek egemen sistem) büründüğü belirli görüntülerin defterini dürmeye karar verdi?” diye sormak bile gerekmiyor. Emperyalizm, birçok alanda olduğu gibi bu alanda da bu bin yıllık egemenlik ve eşitsizlik sistemiyle hesaplaşmayı amaçlamıyor. Yalnızca onun bazı bölgeler ve anlarda kendisi için artık gereksiz bir yük haline gelmiş olan kimi sivri ve aşırı uçlarını törpüleyerek, kadınların eşitlik mücadelesini alenen ve açıkça emperyalist dönüşüm planlarına alet etmeye çalışıyor. Özellikle küresel pazarlarla bütünleştirilme kervanında bugün öncelikli bir yer işgal eden Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki gerici rejimler burada önemli bir yer tutuyor. Bu rejimler içinde sürekli olarak yeniden üretilmiş olan erkek egemenliği sistematiği, İslam’ı ılımlılaştırma ve pazarı genişletme stratejisinin gereği olarak yumuşatılmaya çalışılıyor.

Emperyalizm bu genel çerçeve içinde kadınların kurtuluşu davasını iki açıdan suistimal etmeyi hedefliyor. Bu stratejinin en açık ve dolaysız amacı, söz konusu toplumların en yoksullarını oluşturan kadınların yine bu toplumların maruz bırakıldığı genel işçileştirme süreçlerinin boy hedefi haline getirilmesi; Güneydoğu Asya ve Latin Amerika’da çoktan işlemekte olan bir sürecin bu coğrafyada da tekrarlanmasıdır. Bu sürece, “kadınların proleterleşmesi ve proletaryanın kadınlaşması” deniliyor ki, esnek çalışmanın evde çalışma da dahil olmak üzere en ucuz ve en alttaki görevleri kadın emeği sömürüsünün üzerinde yükseliyor. Emperyalist küresel fabrika, kadın cinsinin emek pazarı karşısındaki dezavantajlarından azami ölçülerde yararlanırken, kadınların emek pazarına dahil olma mücadelesini de alabildiğine çarpıtıyor. Emperyalizm sömürgeleştirilen coğrafyalarda kadınlardan ek bir pazar ve sömürü olanağı olarak azami ölçüde yararlanmaya çalışırken, kadın emeğine vasıf kazandıracak özel programlar da ihmal edilmiyor.
Emperyalizmin kadınların eşitlik mücadelesine yönelik suistimali elbette yalnızca bu ekonomik hedefleri kapsamıyor. AKP örneğinde de olduğu gibi kadınların daha fazla eşitlik yönündeki hareketlere doğal olarak sahip çıkan dinamizmleri, emperyalizm yanlısı siyasal dönüşümlerin genel meşruiyetini artırmanın aracı haline getirilmeye; deyim yerindeyse bir tür siyasal kaldıraç olarak da kullanılmaya çalışılıyor. Sermayenin fonlarıyla ele geçirilen “STKcılık” alanı, her şeyden çok işte burada işe yarıyor.

Ancak bütün bunlar hiç de emperyalizmin ve sermayenin ataerkil sistematikle hesabını kestiği ya da bu sistematiği yumuşattığı anlamına gelmiyor. Tersine emperyalizm patriarkayı sistematik ve vahşi biçimlerde sürekli olarak yeniden üretirken, bu ikiyüzlü oyun, atılan her adımda yeniden açığa çıkıyor. Kendi ülkelerinde kürtaj hakkının yasaklanması için uğraşan ABD egemenleri, sıra Arap egemenlerinin terbiye edilmesine geldiğinde eşitlikçi kesiliyorlar. Kadın emeğinin sömürüsü için “uysallık, itaatkarlık” gibi geleneksel kadınlık rollerinden alabildiğine yararlanan sermaye, DB raporlarında kadınlar için eşitlik mücadelesi yürütüyor. Cinsler arası eşitlik emperyalizmin genel söylemi haline gelip, AB lobilerine meze yapılırken, Avrupa’nın göbeğindeki eski Doğu Avrupa ülkeleri seks kölesi ticaretinin NATO gibi araçlarla yaygınlaştırıldığı iğrenç alışverişlere sahne oluyor. Her TV gösterisine, sırtını sıvazlayan eşini arkasına alarak çıkarak geleneksel aile değerlerinin yüceliğini savunmayı kimseye kaptırmayan ABD başkanı, Ebu Garip cezaevi başta olmak üzere tüm Irak’ı kadınlar için bir tecavüz kampına dönüştürüyor. Her savaşta olduğu gibi Irak savaşında da kadınların bedeni yağmalanmaya; her savaşta olduğu gibi küresel paylaşım savaşında da kadınların emeği talan edilmeye devam ediliyor. Ve kadınlar bu kez emperyalizm tarafından, hem de kendi eşitlik mücadeleleri alet edilerek kişiliksizleştirilmeye çalışılıyorlar. Amerikan askerleri Irak cezaevlerinde direnişe destek veren kadınları kendi erkek kardeşlerinin ölü bedenleriyle taciz ederken, emperyalizm kadınlardan kurgusu kendisine ait olan bu ikiyüzlülük senaryosunda figüran olmalarını istiyor.

Ancak kadınların kendi bağımsız eşitlik yürüyüşü de devam ediyor.  Sömürgeleştirilen birçok ülkede yeni kadın hareketleri, başta işçi kadınlar, köylü kadınlar olmak üzere yeni liberalizme karşı mücadelenin ön saflarını oluşturuyorlar. 2000 yılında dünyanın tüm kıtalarında “Yoksulluğa ve Şiddete” karşı başlatılan yürüyüş yeni bir adım daha atıyor. “Irkçılığa, yabancı düşmanlığına, emperyalizme, sömürgeciliğe, kölelik ve zorla çalıştırmaya dayanan” mevcut sistemi reddeden kadınlar, 163 ülkede, insanlığı tüm cinslerin insanca yaşayacağı bir dünyanın temelini oluşturan eşitlik, özgürlük, barış ve adalet için yeniden eyleme davet ediyor. Gündemi sermaye ve emperyalizm tarafından esir alınmaya çalışılan kadın hareketleri açısından, 2005 Dünya Kadın Yürüyüşü kendi emeğine, bedenine, kimliğine ve mücadelesine sahip çıkmanın yeni ve önemli bir adımını oluşturuyor. 2005 Dünya Kadın Yürüyüşünün, “Bütün ülkelerin ve toplumların insanları ve halklarının hepsi eşittir” diye başlayan “İnsanlık İçin Küresel Kadın Şartı” taslağı, insanlığı kadınlar üzerindeki ataerkil baskıları gerçekten mahkum etmeye, adaletsizlik, savaş, fetih ve şiddeti doğuran iktidar biçimlerine; sömürüye, ben-merkezciliğe ve dizginsiz kâr arayışına son vermek için hep birlikte yürümeye çağırıyor. Kadınlar biliyorlar ki, kendileri, kız çocukları ve torunları adına elde edilen ne kadar özgürlük varsa bunların bir tekini bile onlara emperyalizm değil, büyük annelerinin ve kız kardeşlerinin yürüttüğü gerçek mücadeleler sağladı. “İnsanlığın yarısından fazlasını oluşturan; yaşamı üreten, çalışan, seven, yaratan, mücadele eden, eğlenen, yaşamak ve insanlığın sürmesi için gerekli işlerin pek çoğunun üstesinden gelen kadınlar”, eşitlik, özgürlük, dayanışma, adalet ve barışa dayalı bir dünyayı yaratacak güce de sahip olduklarının bilinciyle, emeklerine, bedenlerine ve kimliklerine sahip çıkıyorlar.

TÜRKİYE BASIN, YAYIN, GRAFİKER VE AMBALAJ SANAYİİ İŞÇİLERİ SENDİKASI

ADRES: Necetibey Caddesi, Hanımeli Sokak, No:26/7 Sıhhiye - ANKARA/TÜRKİYE   TEL: (+90) 312 230 29 08   FAX: (+90) 312 229 43 15

e-mail: basinis@basin-is.org    web sitesi: www.basin-is.org   

web tasarım ve güncelleme: Fatih Aydemir, Basın-İş Uzmanı