|
Halkın Hakları Forumu Çalışma Grubu 30 Mayıs 2007
Kadınların yüzyıllardır her savaşta yağmaya maruz kalan, el
konulan emeği, bedeni ve kimliği yirmi birinci yüzyılla
birlikte artık açıkça yeni bir savaşın merkezi konularından
bir tanesi haline getirildi. Emperyalizm tarafından klasik
ve modern yöntemlerle sürdürülen bu savaşın adına artık
“demokratik reform ve dönüşüm” deniyor. Uluslar sömürgeci
amaçlarla istila ve yeniden inşa edilirken, emperyalizm ve
sermaye, kadınların kurtuluşu davasını kendi amaçları uğruna
yeniden tanımlamayı, çarpıtmayı ve araçsallaştırmayı
hedefleyen çirkin bir oyunu yaygınlaştırıyor.
TÜSİAD’ın son dönemde yayınlanan önemli raporlarından bir
tanesi “Kadın-Erkek Eşitliğine Doğru Yürüyüş: Eğitim,
Çalışma Yaşamı ve Siyaset” adını taşıyor... Aydın Doğan’ın
büyük kızı, Kanal D İcra Kurulu Başkanı ve TÜSİAD Yönetim
Kurulu Üyesi Arzuhan Yalçındağ'ın başında olduğu “Türkiye
İçin Kadın İnisiyatifi”, Türkiye’nin AB üyeliğinin
kadınların eseri olacağını ilan ederek lobicilik
faaliyetlerine başlıyor... Dünya Bankası’nın “Kuzey Afrika
ve Ortadoğu” bölgesindeki yeni liberal dönüşümleri konu alan
dört önemli raporundan bir tanesinin başlığı, “Kuzey
Afrika’da Cinsiyetçi Eşitsizlik ve Kalkınma”.... Bu rapordan
da öğreniyoruz ki, Dünya Bankası yoksulluğu azaltma
programları çerçevesinde kendisine özel bir “kadınları
kurtarma” misyonu vermiş: “Kadınların daha belirgin bir
kalkınma rolü üstlenmek üzere erk sahibi kılınması”,
bankanın bölgeye has faaliyetlerinde önemli bir konu
başlığını temsil ediyor. Öte yandan her taşın altından çıkan
Soros, kadın örgütlenmelerini fonlama açısından özel bir
gayretkeşlik sergiliyor.
“Acaba ne oldu da emperyalizm ve sermaye 150 yıldır en
önemli müttefiklerinden birisi olan patriarka’nın (erkek
egemen sistem) büründüğü belirli görüntülerin defterini
dürmeye karar verdi?” diye sormak bile gerekmiyor.
Emperyalizm, birçok alanda olduğu gibi bu alanda da bu bin
yıllık egemenlik ve eşitsizlik sistemiyle hesaplaşmayı
amaçlamıyor. Yalnızca onun bazı bölgeler ve anlarda kendisi
için artık gereksiz bir yük haline gelmiş olan kimi sivri ve
aşırı uçlarını törpüleyerek, kadınların eşitlik mücadelesini
alenen ve açıkça emperyalist dönüşüm planlarına alet etmeye
çalışıyor. Özellikle küresel pazarlarla bütünleştirilme
kervanında bugün öncelikli bir yer işgal eden Ortadoğu ve
Kuzey Afrika’daki gerici rejimler burada önemli bir yer
tutuyor. Bu rejimler içinde sürekli olarak yeniden üretilmiş
olan erkek egemenliği sistematiği, İslam’ı ılımlılaştırma ve
pazarı genişletme stratejisinin gereği olarak yumuşatılmaya
çalışılıyor.
Emperyalizm bu genel çerçeve içinde kadınların kurtuluşu
davasını iki açıdan suistimal etmeyi hedefliyor. Bu
stratejinin en açık ve dolaysız amacı, söz konusu
toplumların en yoksullarını oluşturan kadınların yine bu
toplumların maruz bırakıldığı genel işçileştirme
süreçlerinin boy hedefi haline getirilmesi; Güneydoğu Asya
ve Latin Amerika’da çoktan işlemekte olan bir sürecin bu
coğrafyada da tekrarlanmasıdır. Bu sürece, “kadınların
proleterleşmesi ve proletaryanın kadınlaşması” deniliyor ki,
esnek çalışmanın evde çalışma da dahil olmak üzere en ucuz
ve en alttaki görevleri kadın emeği sömürüsünün üzerinde
yükseliyor. Emperyalist küresel fabrika, kadın cinsinin emek
pazarı karşısındaki dezavantajlarından azami ölçülerde
yararlanırken, kadınların emek pazarına dahil olma
mücadelesini de alabildiğine çarpıtıyor. Emperyalizm
sömürgeleştirilen coğrafyalarda kadınlardan ek bir pazar ve
sömürü olanağı olarak azami ölçüde yararlanmaya çalışırken,
kadın emeğine vasıf kazandıracak özel programlar da ihmal
edilmiyor. Emperyalizmin kadınların eşitlik mücadelesine yönelik
suistimali elbette yalnızca bu ekonomik hedefleri
kapsamıyor. AKP örneğinde de olduğu gibi kadınların daha
fazla eşitlik yönündeki hareketlere doğal olarak sahip çıkan
dinamizmleri, emperyalizm yanlısı siyasal dönüşümlerin genel
meşruiyetini artırmanın aracı haline getirilmeye; deyim
yerindeyse bir tür siyasal kaldıraç olarak da kullanılmaya
çalışılıyor. Sermayenin fonlarıyla ele geçirilen “STKcılık”
alanı, her şeyden çok işte burada işe yarıyor.
Ancak bütün bunlar hiç de emperyalizmin ve sermayenin
ataerkil sistematikle hesabını kestiği ya da bu sistematiği
yumuşattığı anlamına gelmiyor. Tersine emperyalizm
patriarkayı sistematik ve vahşi biçimlerde sürekli olarak
yeniden üretirken, bu ikiyüzlü oyun, atılan her adımda
yeniden açığa çıkıyor. Kendi ülkelerinde kürtaj hakkının
yasaklanması için uğraşan ABD egemenleri, sıra Arap
egemenlerinin terbiye edilmesine geldiğinde eşitlikçi
kesiliyorlar. Kadın emeğinin sömürüsü için “uysallık,
itaatkarlık” gibi geleneksel kadınlık rollerinden
alabildiğine yararlanan sermaye, DB raporlarında kadınlar
için eşitlik mücadelesi yürütüyor. Cinsler arası eşitlik
emperyalizmin genel söylemi haline gelip, AB lobilerine meze
yapılırken, Avrupa’nın göbeğindeki eski Doğu Avrupa ülkeleri
seks kölesi ticaretinin NATO gibi araçlarla
yaygınlaştırıldığı iğrenç alışverişlere sahne oluyor. Her TV
gösterisine, sırtını sıvazlayan eşini arkasına alarak
çıkarak geleneksel aile değerlerinin yüceliğini savunmayı
kimseye kaptırmayan ABD başkanı, Ebu Garip cezaevi başta
olmak üzere tüm Irak’ı kadınlar için bir tecavüz kampına
dönüştürüyor. Her savaşta olduğu gibi Irak savaşında da
kadınların bedeni yağmalanmaya; her savaşta olduğu gibi
küresel paylaşım savaşında da kadınların emeği talan
edilmeye devam ediliyor. Ve kadınlar bu kez emperyalizm
tarafından, hem de kendi eşitlik mücadeleleri alet edilerek
kişiliksizleştirilmeye çalışılıyorlar. Amerikan askerleri
Irak cezaevlerinde direnişe destek veren kadınları kendi
erkek kardeşlerinin ölü bedenleriyle taciz ederken,
emperyalizm kadınlardan kurgusu kendisine ait olan bu
ikiyüzlülük senaryosunda figüran olmalarını istiyor.
Ancak kadınların kendi bağımsız eşitlik yürüyüşü de devam
ediyor. Sömürgeleştirilen birçok ülkede yeni kadın
hareketleri, başta işçi kadınlar, köylü kadınlar olmak üzere
yeni liberalizme karşı mücadelenin ön saflarını
oluşturuyorlar. 2000 yılında dünyanın tüm kıtalarında
“Yoksulluğa ve Şiddete” karşı başlatılan yürüyüş yeni bir
adım daha atıyor. “Irkçılığa, yabancı düşmanlığına,
emperyalizme, sömürgeciliğe, kölelik ve zorla çalıştırmaya
dayanan” mevcut sistemi reddeden kadınlar, 163 ülkede,
insanlığı tüm cinslerin insanca yaşayacağı bir dünyanın
temelini oluşturan eşitlik, özgürlük, barış ve adalet için
yeniden eyleme davet ediyor. Gündemi sermaye ve emperyalizm
tarafından esir alınmaya çalışılan kadın hareketleri
açısından, 2005 Dünya Kadın Yürüyüşü kendi emeğine,
bedenine, kimliğine ve mücadelesine sahip çıkmanın yeni ve
önemli bir adımını oluşturuyor. 2005 Dünya Kadın
Yürüyüşünün, “Bütün ülkelerin ve toplumların insanları ve
halklarının hepsi eşittir” diye başlayan “İnsanlık İçin
Küresel Kadın Şartı” taslağı, insanlığı kadınlar üzerindeki
ataerkil baskıları gerçekten mahkum etmeye, adaletsizlik,
savaş, fetih ve şiddeti doğuran iktidar biçimlerine;
sömürüye, ben-merkezciliğe ve dizginsiz kâr arayışına son
vermek için hep birlikte yürümeye çağırıyor. Kadınlar
biliyorlar ki, kendileri, kız çocukları ve torunları adına
elde edilen ne kadar özgürlük varsa bunların bir tekini bile
onlara emperyalizm değil, büyük annelerinin ve kız
kardeşlerinin yürüttüğü gerçek mücadeleler sağladı.
“İnsanlığın yarısından fazlasını oluşturan; yaşamı üreten,
çalışan, seven, yaratan, mücadele eden, eğlenen, yaşamak ve
insanlığın sürmesi için gerekli işlerin pek çoğunun
üstesinden gelen kadınlar”, eşitlik, özgürlük, dayanışma,
adalet ve barışa dayalı bir dünyayı yaratacak güce de sahip
olduklarının bilinciyle, emeklerine, bedenlerine ve
kimliklerine sahip çıkıyorlar. |