|
I) GİRİŞ
12 Eylül 1980, sadece askeri bir darbeyi değil
aynı zamanda siyasal, ekonomik ve sosyal anlamda
tam teşekküllü bir dönüşümü ifade etmektedir.
Darbeyi izleyen günlerde, sendikalardan,
öğrencilerden, derneklerden binlerce insan
tutuklanarak işkenceden geçirilmiş, temel hak ve
özgürlükler askıya alınmış ve bugün hala büyük
ölçüde yürürlükte olan 12 Eylül yasaları
dediğimiz bu yasalarla örgütlenmeye ve örgütlü
dayanışmaya ilişkin hak ve özgürlükler ile toplu
pazarlık haklarımız büyük ölçüde budanmıştır. 12
Eylül zihniyetinin bir uzantısı olarak
biçimlendirilen 1982 Anayasası, anti demokratik
bir şekilde, hak ve özgürlükleri sayıp güvence
altına almak yerine, tanınan hak ve
özgürlüklerin sınırlarını belirleme genel
yaklaşımı ile kaleme alınmıştır. Aynı yaklaşımla
da, evrensel olarak en temel hak ve özgürlükler
arasında tanımlanan sendikalaşma ve toplu
pazarlık haklarının önüne, 2821 sayılı
Sendikalar Kanunu, 2822 Sayılı Toplu Sözleşme
Grev ve Lokavt Kanunu ile bir çok engel
getirilmiştir.
Avrupa Birliğine uyum sürecinin de bir uzantısı
olarak Anayasamızda yapılan bir değişiklikle,
evrensel olarak referans teşkil eden sözleşme
şart ve anlaşmalar ileri bir adım atılarak
anayasal değerde kabul edilmiştir. Bu
değişiklikle, BM, İLO ve AB sözleşme şart ve
bildirilerinde yer alan tüm hak ve özgürlükler,
Anayasamızın 90’ıncı maddesinin, “Usulüne göre
yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar
kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya
aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine
başvurulamaz. (Ek cümle: 7.5.2004-5170/7 md.)
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve
özgürlüklere ilişkin milletlerarası
antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı
hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek
uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma
hükümleri esas alınır.” fıkrasına göre devlet
nezdinde vatandaşlarına karşı bağlayıcıdır.
Ancak, bu ileri adımın gerekleri henüz
uygulamaya geçirilememiştir. Ülke demokrasisinin
yeterli toplumsal katılımdan uzak oluşu,
ekonomik, sosyal ve kültürel politikaların geniş
toplum kesimlerinin aleyhine işlemesi ve
eşitsizliği ve sömürüyü kurumsallaştırması bunun
en açık kanıtıdır.
Özelleştirme, İş Yasası ve Sosyal Güvenlik
Yasalarında şahin kesilen Hükümet son üç yıldır
2821 ve 2822 yani Sendikalar Yasa ile Toplu
Sözleşme Grev ve Lokavt Yasası’nda değişiklik
öngören tasarılarını bir türlü gündemine
alamadı. Son olarak 2006 yılı Nisan ayında
taleplerimizi karşılamayan bir taslak tartışmaya
açılmıştı.
Şunu bir kez daha anladık ki işçi sınıfını ve
sendikalarını çembere alan, örgütlenme ve toplu
pazarlık hakkını kısıtlayan bu yasaları
değiştirmek, demokratik bir yapıya kavuşturmak
iktidarların işine gelmiyor.
AB’ye uyum çerçevesinde Türkiye’de demokratik
kuralların işletilmesi konusunda titiz davranan,
siyasi ve ekonomik konulara duyarlı olan AB, her
nedense çalışma hayatında demokrasiye ters
uygulamalar söz konusu olduğunda pek oralı
olmuyor.
Aslında Konfederayonların ve sendikaların da
mevcut yasaların değişmesi konusunda çaba
harcadığı söylenemez. Çalışanların hak ve
özgürlükleri üzerine talepleriyle ilgili bir
gelişmenin yaşanması çalışanların ve
örgütlerinin ne kadar baskı yaratabildikleriyle
ve bu konudaki kararlılıklarıyla orantılıdır. Bu
konuda acilen örgütlü bir iradenin ortaya
konması gerekmektedir.
Temennimiz işçi sınıfının örgütlerinin önündeki
en büyük engellerden birisi olan Sendikalar
Yasası ve Toplu Sözleşme Grev ve Lokavt
Yasasının bu yıl sonuna kadar ve taleplerimiz
dikkate alınarak hayata geçmesi yönündedir.
Ancak bu, tekrar söylemek gerekirse sendikaların
kararlılıkla bu işin üzerine gitmesine bağlıdır.
II)
SENDİKAL ÖZGÜRLÜKLERDEN NE ANLIYORUZ?
Sendika, genel kabul gören tanıma göre,
çalışanların ekonomik ve demokratik haklarını
ileri götüren, onu koruyan ve geliştiren
örgütlerdir. Tanım bu şekilde yapılınca,
sendikal hak ve özgürlükleri de ekonomik ve
demokratik haklar bağlamında ele almak
gerekiyor.
Sendikal hak ve özgürlüklerden ne anladığımızı
ya da daha doğru bir ifade ile ne anlamamız
gerektiğini, çalışmamızın da sınırları dikkate
alınarak, ILO kaynaklarına dayanarak açıklamak
durumundayız. ILO’nun konuyla ilgili kaynağı da
87 ve 98 sayılı Sözleşmeleri ve bu sözleşmelerin
uygulanmasıyla ilgili olarak denetim
organlarının verdiği kararlarıdır. ILO’nun 87 ve
98 sayılı Sözleşmeleri sendikal özgürlüklerin
somut uluslararası dayanaklarını ortaya koyan
temel sözleşmelerdir.
87 Sayılı Sözleşme
ILO’nun 87 sayılı “Sendika Özgürlüğü ve
Örgütlenme Hakkının Korunması Sözleşmesi”nde
çalışanların sendika kurma ve sendikalara üye
olma hakkı tanımlanmış; ve çalışanların bu
yöndeki iradelerinin üstünlüğü
somutlaştırılmıştır.
Sözleşme çalışanların;
• hiçbir biçimde ayrıma tabi olmadan,
• önceden izin almadan,
• ve seçtikleri örgütleri kurma ve onlara üye
olma hakkı gibi temel haklarını güvenceye
almıştır.
87 sayılı Sözleşmenin genel çerçevesini
somutlayacak olursak, çalışanlar; ırk, cinsiyet,
renk, dil, din vb. ayrımlara tabi olmadan; ve
herhangi bir makam ve kişiden önceden izin
almaksızın; diledikleri örgütü kurma ve ona üye
olma hakkına sahiptirler.
Sözleşme ile sendikalara;
• tüzük ve iç yönetmeliklerini serbestçe
belirleme hakkı, yani sendikaların
çalışmalarının genel çerçevesini ve yöntemlerini
serbestçe belirleme,
• temsilcilerini seçme, yani kendilerini
kimlerin nasıl temsil edeceğine serbestçe karar
verme,
• yönetim ve etkinliklerini düzenleme hakkına,
yani eğitim, araştırma, basın-yayın, moral
çalışmalar gibi etkinlikler ve serbestçe kendi
iş ve çalışma programını yapabilme hakkına sahip
olacaklardır.
Sözleşmelerde tanımlanan haklar denetim
organlarını kararları ile daha da
somutlaştırılmaktadır. Denetim organları
kararlarına göre;
a. çalışanların, yaptıkları iş ya da hizmetin
niteliği,
b. çalıştıkları ekonomik etkinlik kesimleri
(sektör);
c. bağlı oldukları istihdam biçimleri,
d. ya da işveren ile çalışma ilişkileri
temelinde tanımlanmış yasal nitelikleri
(memur-işçi-sözleşmeli) ya da hiyerarşide
bulundukları durum gibi yönlerden ayrıma tabi
tutulamazlar.
Sözleşmede, sendikal örgütlere tanınan bu
hakların kamu yetkililerine (devlete) karşı
özgürce kullanılmasını sağlamak ve kısacası,
çalışanların ve örgütlerinin özgür iradelerinin
üstünlüğünü korumak amacıyla, şu güvencelere de
yer verilmiştir.
• Kamu makamlarının, sendika hakkını
sınırlayacak ya da bu hakkın yasaya uygun
biçimde kullanılmasına engel olacak nitelikteki
her tür karışmadan kaçınması,
• Çalışanların örgütlerinin idari kararla
feshedilmemesi ya da etkinlikten alıkonulmaması,
• Örgütlerin tüzel kişilik kazanmasını
önleyecek şekilde temel hakların kısıtlanmaması,
• Ulusal yasaların, sözleşmenin öngördüğü
güvencelere zarar verecek nitelikte olmaması ya
da zarar verecek biçimde uygulanmaması
gerekmektedir.
Bunlara ilave olarak, sözleşmeyi onaylayan
devlete, örgütlenme hakkının kullanılması için
gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü de
getirilmiştir.
87 sayılı Sözleşme, örgütlenme özgürlüğünün bir
parçası olarak grev hakkını da düzenlemektedir.
Her ne kadar 87 sayılı Sözleşmenin metninde grev
hakkı açıkça belirtilmese de, ILO denetim
organları, 87 sayılı sözleşmenin üç ayrı
maddesine dayanarak, grevin tüm çalışanların
ekonomik ve toplumsal çıkarlarını korumak ve
geliştirmek için başvurabilecekleri temel bir
hak olduğunu kabul etmişlerdir.
ILO denetim organlarına göre, grev hakkının 87
sayılı Sözleşmeden kaynaklanan üç dayanağı
vardır.
• Birincisi; sözleşmenin sendikalara
etkinliklerini düzenleme ve eylem programlarını
oluşturma hakkı tanıyan üçüncü maddesidir.
• İkincisi; ulusal mevzuatın sözleşmede
öngörülen güvencelere zarar vermemesini ya da
zarar verecek biçimde uygulanmamasını öngören 8.
maddenin 2. fıkrasıdır.
• Üçüncüsü; sözleşmede geçen örgüt terimini
“çalışanların ve işverenlerin çıkarlarını
savunmayı ve geliştirmeyi amaçlayan işçi ve
işveren örgütleri” biçiminde tanımlayan 10.
maddesidir.
Çünkü grev hakkına getirilecek genel bir
yasaklama, sendikaları anılan maddelerdeki hak
ve olanaklardan yoksun bırakır, bu da sendika
özgürlüğü ilkesiyle bağdaşmaz.
ILO denetim organları, tüm ücretli çalışanlar
için grev hakkını genel bir ilke olarak ortaya
koyarken, bu hakkın yalnızca “temel hizmetler
veya faaliyetlerde” kısıtlanabileceğini
belirtmektedir. ILO denetim organlarına göre
“temel hizmetler” olarak kastedilen, yalnızca
aksaması durumunda nüfusun tümünün veya bir
bölümünün hayatını, kişisel güvenliğini veya
sağlığını tehlikeye sokacak hizmet ve
faaliyetlerdir.
ILO denetim organları, “Grev hakkı devlet
memuriyetinde (devlet memurları, kamu yetkileri
ile hareket eden kişilerdir) ve kelimenin tam
anlamıyla temel hizmetlerde, yani aksaması ile
nüfusun tamamının ya da bir bölümünün hayatını,
kişisel güvenliğini veya sağlığını tehlikeye
sokacak hizmetlerde kısıtlanabilir.”
ILO denetim organları, “Grev hakkı yalnızca bir
toplu iş sözleşmesi imzalanması aracılığıyla
çözümlenebilecek iş uyuşmazlıkları ile sınırlı
kalmamalıdır, işçiler ve örgütleri, gerekli
olduğu durumlarda, daha geniş bir kapsam içinde,
üyelerinin çıkarlarını etkileyen ekonomik ve
toplumsal konularla ilgili tepkilerini ifade
edebilmelidirler.”
ILO denetim organları, “Sendikalar özellikle bir
hükümetin ekonomik ve toplumsal politikalarını
eleştirmek amacıyla protesto grevlerine
başvurabilmelidirler. Ayrıca dayanışma
grevlerinin genel olarak yasaklanması istismara
yol açabilir ve grev hakkının kullanılmasına
ilişkin yöntemler söz konusu olduğunda,
kurallara tamı tamına uyarak işin
yavaşlatılması, işyerlerinin işgal edilmesi ve
işbaşında oturma grevleri yapılması konularında
kısıtlama getirilmesi, ancak bu eylemlerin
barışçıl olmaktan çıkması durumlarda haklılık
kazanır.”
98 Sayılı Sözleşme
Diğer yandan 98 sayılı “Örgütlenme ve Toplu
Pazarlık Hakkı Sözleşmesi”nde ise;
• toplu iş sözleşmesi bağıtlamak amacıyla
çalışanların yetkili temsilcisi olarak kabul
edilmesini,
• sendikalara üye olmak ve sendikacılık
etkinliklerinde bulunmak isteyen çalışanların
birey olarak da işverenlere karşı örgütlenme
hakkının korunmasını amaç edinmiştir.
Sözleşmeye göre;
• Bir çalışanın, çalıştırılması, sendikaya üye
olma ya da olmama şartına bağlanamaz,
• Bir çalışanı, sendika üyeliği ya da iş
saatleri içinde sendikacılık etkinliklerine
katılması nedeniyle işten çıkarma ya da başka
yolla zarar verme amacı güdülemez.
135 Sayılı Sözleşme
ILO’nun 135 sayılı “İşletmedeki Çalışan
Temsilcinin Korunması ve Temsilcilere Tanınacak
Kolaylıklar Sözleşmesi” de sendikal hakların
kullanımı bakımından önemli bir sözleşmedir. Bu
sözleşmeye göre, temsilciler, kendilerine zarar
verecek tüm önlemlere karşı etkili korumadan
yararlanırlar. Bu koruma işten çıkarmayı da
kapsar. Ayrıca sözleşmeye göre, temsilcilere
işletmedeki işlevlerini rahatlıkla yerine
getirmeleri için kolaylıklar tanınır.
151 Sayılı Sözleşme
ILO’nun 151 sayılı “Kamu Hizmetinde Örgütlenme
Hakkının Korunması ve İstihdam Koşullarının
Belirlenmesi Yöntemleri Sözleşmesi”nin
uygulanması ise, bazı şartlara bağlanmış “yedek”
sözleşmedir. Sözleşmenin, “kamu yetkililerince
çalıştırılan tüm kişilere” uygulanabilmesi için,
başka uluslar arası çalışma sözleşmelerinde bu
kişilere uygulanabilir daha elverişli hükümlerin
bulunmaması gerekir. 87 ve 98 sayılı sözleşmeler
çalışanlara daha ileri haklar tanıdığı için,
öncelikli olarak bu sözleşmelerin uygulanması
gerekmektedir.
ILO denetim organın şu kararı bu
değerlendirmemizi de doğrulamaktadır: “Özellikle
kamu görevlilerini sendika özgürlüğü karşıtı
ayrımcılığa karşı korumayı ve kamu hizmetinin
tümüne uygulanabilir çalışma ilişkilerinin ve
koşullarının saptanmasını amaçlayan bazı
kurallar açıklayarak 98 sayılı Örgütlenme ve
Toplu Pazarlık Sözleşmesini tamamlamak üzere
kabul edilen 151 sayılı Sözleşme, hiçbir biçimde
87 sayılı Sözleşmece tüm çalışanlara sağlanan
temel örgütlenme hakkını geçersiz kılamaz ya da
küçültemez.”
158 Sayılı Sözleşme
158 sayılı “Hizmet İlişkisine Son Verilmesi
Sözleşmesi” ile iş güvencesini düzenlenmesine
karşın, Sözleşme tam bir iş güvencesi bakımından
yetersizdir.
ILO Denetim Organlarının Sendikal Özgürlüklere
İlişkin Kararları
ILO Denetim Organları Sendikal Özgürlükleri
aşağıdaki ana başlıklar altında ele almaktadır:
• Hiçbir Ayrım Gözetmeme İlkesine Aykırılık,
• (çalışanların) Seçtikleri Örgütleri Kurma
İlkesine Aykırılık,
• Önceden İzin Almama İlkesine Aykırılık,
• Sendikaların Tüzük ve Yönetmeliklerini
Hazırlama İlkesine Aykırılık,
• Sendikaların Temsilcilerini Özgürce Seçme
Hakkı İlkesine Aykırılık,
• Sendikaların Yönetimlerini Düzenleme Hakkı
İlkesine Aykırılık,
• Sendikaların Etkinliklerini Düzenleme ve
Eylem Programları Oluşturma, Siyasal ve Başka
Etkinlikler Düzenleme Hakkı İlkesine Aykırılık,
• Grev Hakkına ve Grev Türleri İlkesine
Aykırılık,
• Kamu Yöneticilerinin Karışmama İlkesine
Aykırılık,
• Uluslararası Dayanışmaya ve Üyelik İlkesine
Aykırılık,
• Sendika Özgürlüğü Karşıtı Ayrımcılığa Karşı
Koruma İlkesine Aykırılık,
• Karışma Eylemlerine Karşı Koruma İlkesine
Aykırılık,
• Toplu Pazarlık Hakkı İlkesine Aykırılık,
alanlarında ILO denetim organları kararlar
almaktadır. Dolayısıyla esas itibariyle,
sendikal özgürlükler yukarıda sıralanan ana
başlıklar etrafında denetim organları
kararlarıyla somutlaşmaktadır.
Avrupa Birliğinde sendikal hakların genel olarak
tanınması ve güvenceye bağlanması, bu haklara
yer veren 1961 Avrupa Sosyal Şartı ile 1989
Çalışanların Temel Sosyal Hakları Topluluk
Şartına yapılan göndermelerle gerçekleşmiştir.
Avrupa Birliği bağlamında sendikal ve sosyal
hakların çerçevesi bu iki belgeye göre
belirlenebilir.
Diğer yandan AB de ILO standartlarını temel
kabul etmiş; Türkiye ile imzalanan ve katılım
görüşmelerinin ilke, konu ve yöntemlerini
gösteren çerçeve belgesinde bu standartlar,
“sendikal hakları da kapsayan ILO kurallarının
daha ileri biçimde geliştirilmesine çaba
gösterilecek” insan hakları arasında
sayılmıştır. Dolayısıyla, AB, sendikal ve sosyal
haklar alanında gelişmeleri insan hakları
temelinde ele almaktadır.
Türkiye’de sendikal özgürlükleri yukarıdaki
genel kural ve ilkeler çerçevesinde göz önüne
aldığımızda;
• işkolu sendikacılığının ve kamu çalışanları
(memur) ve işçilerin ayrı sendikal yapılarda
örgütlenmesinin;
• noter ya da başka bir kamu temsilcisi
nezaretinde sendikaya üye olunmasının;
• sendika üyeliğinin bir ücret ödenerek
edinilmesinin;
• sendika yöneticiliği ve temsilciğinin belli
zorunlulukları gerektirmesinin;
• işyerlerinde toplu iş sözleşme yapma hakkının
kamu otoritelerinin idari kararlarıyla
belirlenmesinin;
• kamu çalışanlarının (memurların) toplu iş
sözleşme yapma hakkından mahrum olmasının,
• grev hakkının kısıtlanmasının ya da
yasaklanmasının,
ILO sözleşmeleri temelinde dayanağı yoktur.
Sendikal özgürlükleri bu temelde ele almak ve
tartışmak gerekmektedir.
Tekrar etmek gerekirse sendika özgürlüğü sadece
sendikaya üye olmakla ile sınırlı olan bir hak
değildir. Sendika özgürlüğü; özgürce hiçbir kişi
ve kurumdan izin almadan ve hiçbir koşula bağlı
olmadan sendikaya üye olmayı; çalışanların
istedikleri şekilde bir örgüt kurmaları ve üye
olmalarını; faaliyet ve eylemlerini özgürce
belirlemeyi; ve bunlara katılmayı; çalışanların
hak ve çıkarını korumak ve artırmak amacıyla
işverenlerle toplu iş sözleşmesi yapmayı; grev
hakkını kullanmayı ve bütün bunlara kamu
makamlarının saygı göstermesini ve gelişmesi
için uygun önlemleri almasını içermektedir.
Sendikal haklar ana başlığı altında Türkiye’de
ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ; TOPLU PAZARLIK HAKKI ve
GREV HAKKI ANLAMINDA UYGULAMAYI yukarıdaki
ilkeler ışığında ele aldığımızda aşağıdaki gibi
bir tablo ortaya çıkmaktadır.
III)
TÜRKİYE’DE SENDİKAL ÖZGÜRLÜKLERİN DURUMU
1-Sendikalara Üye Olma-Olmama Özgürlüğü:
Türkiye’de sendikalara üye olma özgürlüğü
olmasına karşın, bu hakkın kullanımı önünde
önemli eksiklikler ve kısıtlamalar vardır.
a. İşçilerin sendikaya üye olması, noter
huzurunda kimlik beyanı ve ücret karşılığı
gerçekleşebilmesi sendika özgürlüğü ilkesine
aykırıdır.
ILO denetim organları kararı: “Bir kişinin
farklı örgütler arasında seçme yapma olanağından
yoksun olduğu ve bir yasal düzenlemenin
mesleksel işkolunda yalnızca bir örgütün
varlığına izin verdiği bir durum 87 sayılı
sözleşmenin içerdiği ilklerle bağdaşmaz.”
ILO denetim organları kararı: “Çalışanların ve
çalıştıranların, gerçekten tam bir özgürlük
içinde seçtikleri örgütleri oluşturma ve onlara
özgürce üye olmaları önem taşır. Çalışanların
seçtikleri sendikaları kurma ve onlara üye olma
hakkı, özellikle tam bir güvenlik içinde, daha
önce var olanlardan ve siyasal partilerden
bağımsız örgütler kurma olanağını içerir.”
b. Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu, kamu
çalışanlarının (memurların) bir bölümünün
sendikalaşmasını engellemektedir.
ILO denetim organları kararı: “87 sayılı
sözleşme kuralları, hiçbir ayrım gözetmeksizin
tüm çalışanlara uygulanır ve dolayısıyla devlet
personelini de kapsar.”
c. Bir işyerinin dahil olduğu işkolu Çalışma
Bakanlığı tarafından belirlenmektedir.
ILO denetim organları kararı: “Örgütlenme
hakkının korunması amacıyla, sınırlayıcı nitelik
taşıyan bir işkolları listesinin oluşturulması,
çalışanların hiçbir ayrım gözetmeksizin
sendikalar kurma ve onlara üye olma hakkı
ilkesine aykırıdır”
“Örgütlenme hakkının kullanılmasını, bakanlığın
bir biriminin tümüyle takdirine bağlı olarak
izin vermesine bağlı tutan bir yasa kuralı,
sendika özgürlüğü ilkesiyle bağdaşmaz.”
2-Faaliyetlere
Katılma Hakkı:
a- Sendikal faaliyetlere katılma, çalışma
saatleri içinde, işi aksatmama koşulu ile,
işverenin iznine bağlıdır.
b. İşçi sendikalarını profesyonel
yöneticilerinin herhangi bir nedenle görevden
ayrılıp işe dönmeleri halinde işe başlatıp
başlatmama ve tazminat ödeme keyfiyeti işverene
aittir.
ILO denetim organları kararı: “Sendika yönetici
ve militanları kara liste oluşturma uygulaması,
sendikal hakların özgürce kullanılmasını ağır
biçimde tehlikeye düşürür ve hükümetler, bu gibi
uygulamalara karşı katı önlemler almalıdırlar.”
c. İşyeri sendika temsilcilerinin, üyelere
tanınan genel güvencelerden ayrı bir güvenceleri
yoktur.
ILO denetim organları kararı: “İsteyen
sendikacıların bir sendika kurma etkinlikleri
nedeniyle işten çıkarıldıklarında, yeniden
görevlerine dönmeleri için önlemler alınması
uygun olur”
d. Gösteri ve toplantı yapma önceden izne
bağlıdır.
e. Gösteri ve toplantılara katılanlara adli ve
idari cezalar verilebilmektedir.
3-Toplu
Pazarlık Hakkı
Türkiye’de 87 ve 98 sayılı sözleşmelerde yer
aldığı şekliyle örgütlenme özgürlüğü ve toplu
pazarlık hakkından bahsetmek mümkün değildir.
a-Toplu pazarlık ya da toplu görüşmeye katılma
hakkı kısıtlıdır. Bu hakkı kullanmak için belli
sayıda üyeye sahip olmak gerekmektedir.
İşçi sendikaları bakımından %10 işkolu barajı ve
%50+1 işyeri barajı bu hakkın kullanımındaki
temel engeldir.
Kamu çalışanları (memur) sendikaları için ise
sektörel düzeyde en çok üyeye sahip sendikalar
ve bağlı oldukları konfederasyonlar tüm
çalışanlar adına toplu görüşmeye
katılabilmektedir.
ILO denetim organları kararı: “Çalışma konusunda
işverenlerle özgürce toplu pazarlık hakkı,
sendika özgürlüğünün temel öğelerinden birini
oluşturur ve sendikaların, toplu görüşmeler
aracılığıyla ya da başka her türlü yasal yolla,
temsil ettikleri kişilerin yaşam koşullarını
düzeltmeye çaba gösterme hakkına sahip olmaları
gerekir. Kamu yetkililerinin de, bu hakkı
sınırlandırıcı ya da yasal kullanımını
engelleyici tüm karışmalardan kaçınmaları
gerekir. Bu türdeki tüm karışmalar, çalışan ve
çalıştıran örgütlerinin yönetim ve
etkinliklerini düzenleme ve eylem programları
oluşturma hakkı bulunduğu ilkesinin çiğnenmesi
anlamına gelir.”
Sosyal Haklar Avrupa Komitesi kararı: “Toplu
pazarlık hakkını kullanmaya yetkili sendikalar
kurulmasını, asgari bir üye sayısı gerektiren
koşullara bağlı tutan bir ulusal düzenleme,
sendika özgürlüğü ilkesine uygun değildir”
“Yalnızca toplu pazarlık izni elde etmiş
sendikaların toplu pazarlıklara katılmaları,
Sosyal Şart anlamında sendika özgürlüğü
kavramına aykırıdır.”
b. Kamu çalışanları (memurlar) taleplerini kabul
ettirecek bir araca sahip değildirler. Kamu
çalışanları (memur) sendikaları bakımından toplu
görüşmeye katılmak bir hak olarak hiçbir anlam
ifade etmemektedir. Toplu görüşmeler hiçbir
bağlayıcı sonuç üretmemekte, görüşmelerde son
kararı Bakanlar Kurulu vermektedir ve anlaşma
sağlansa dahi hükümet bunun gereğini yapmak
zorunda değildir. Bugüne kadar yürütülen
görüşmelerde de görülmüştür ki, hükümet anlaşma
sağlanan konuları bile yaşama geçirmemiştir.
Görüşmeler 15 günle sınırlandırılmıştır ve
işkollarının sorunları tartışılamamaktadır.
ILO denetim organları kararı: “Devlet
yönetiminde görevli olanlar dışında kalan tüm
kamu yönetimi görevlilerinin toplu pazarlık
hakkından yararlanmaları gerekir.”
“Yönetici kavramının yalnızca işverenlerin
çıkarlarını gerçekten temsil eden kişilerle
sınırlandırılması gerekir.”
c. İşçiler bakımından işyeri tanımı sorunludur.
Bir iş alt işverene verildiğinde, alt işverenin
aynı neviden tüm Türkiye’de alt işveren ya da
ana işveren olarak yaptığı bütün işlerde
çalışanlar bir tek işyerinin işçileri sayıldığı
için o işyeri için aranan %50+1 çoğunluğuna
dahildirler.
Çünkü, 2822 sayılı Kanuna göre bir dönem için
bir işyerinde ancak bir sözleşme yapılacağı
kuralından hareketle yargı kararlarına göre alt
işverenin bütün işçilerini hesaba katmak
gerekmektedir. Bu zor ve mesafeli yol nedeniyle
alt işverenlerde örgütlenme cesaretini kimse
göstermemektedir. Özellikle kamuda çeşitli ad
altında alt işverene iş verilmesi uygulamasının
yaygınlığı ve artış hızı dikkate alındığında
durumun önemi ortaya çıkmaktadır.
ILO denetim organları kararı: “Bir işkolu ya da
meslek toplu iş sözleşmesi bağıtlayabilmek için,
yalnızca çalışanların değil ve aynı zamanda
işletmelerin de çoğunluğunun gerekli olması, 98
sayılı sözleşme karşısında uygulanma sorunları
ortaya çıkarabilir.”
d. Yetki prosedürünün uzunluğu. Bir işyerinde
hangi sendikanın sözleşme yapacağına karar
verilmesiyle sözleşme yapılması süresi arasında
yaklaşık, yasal olarak 180 günlük süre
öngörülmüştür. Çoğu kere bu uzun süre işçilerin
sendikadan istifası için kullanılmaktadır.
ILO denetim organları kararı: “İşverenlerin ve
sendikaların, toplu pazarlıklara iyi niyetle
katılmaları ve gerçek ve yapıcı toplu
pazarlıkların, taraflar arasında güvenli
ilişkilerin kurulması ve sürdürülmesi zorunlu
olması nedeniyle, bir anlaşmaya ulaşmak için tüm
çabalarını göstermeleri gerekir. Bu da,
görüşmelerin yürütülmesinde her tür haksız
gecikmeden kaçınılması gerekir.”
4-Grev
Hakkı:
a. Birçok iş ve işyeri grev yasağı
kapsamındadır. Kimi durumlarda Bakanlar Kurulu
kararıyla grev ertelenebilmektedir.
ILO denetim organları kararı: “Grev hakkı,
çalışanların ve örgütlerinin ekonomik ve
toplumsal çıkarlarını ilerletmek(geliştirmek) ve
savunmak için yararlandıkları temel araçlarından
biridir. ”
ILO denetim organları kararı: “Sendika özgürlüğü
ilkesine uygun olarak, yalnızca dar anlamda
temel hizmetler yerine getiren çalışanlar grev
hakkından yoksun bırakılabilirler. ”
ILO denetim organları kararı: “Grevin
yasaklanabileceği durumlarda temel alınacak
ölçüt, halkın tümü ya da bir bölümünün yaşamı,
sağlığı ve güvenliği için açık ve eli kulağında
bir tehdit bulunmasıdır. ”
b. Kamu çalışanlarına (memurlara) grev hakkı
tanınmamıştır.
ILO denetim organları kararı: “Kamu
görevlilerine greve katıldıkları için
yaptırımlar uygulanması olgusu, uyumlu mesleksel
ilişkileri geliştirici nitelikte değildir. ”
c. Grev kararı ve greve çıkılacak zamanın
günlerce önce işverene bildirilme zorunluluğu
vardır. Aksi durumda yasa dışı grev söz konusu
olmaktadır ki çok ciddi cezai sorumlulukları
vardır.
ILO denetim organları kararı: “Grev hakkını
düzenleyen yasal kuralların, grev hakkının
uygulamada yasal olarak yapılmasını olanaksız
kılacak derecede karmaşık olmaması gerekir. ”
d.İşveren yasaya göre greve katılmayacak
işçilerin listesini günlerce önce hazırlanmakta,
sendikaya bildirmekten kaçınabilmektedir.
e.Politik grev, hak grevi, dayanışma grevi,
yasaktır.
ILO denetim organları kararı: “Çalışanların grev
hakkıyla savundukları mesleksel ve ekonomik
çıkarlar, yalnızca daha iyi çalışma koşullarının
elde edilmesi ya da mesleksel nitelikte toplu
hak istemleri ile ilişkili değildir. Mesleksel
ve ekonomik çıkarlar, aynı zamanda ekonomik ve
toplumsal politika sorunlarına çözüm
araştırılmasını ve işletmede ortaya çıkan
çalışanların doğrudan doğruya ilgilendiren
sorunları da kapsar.”
Sendikal özgürlükler alanındaki bu genel girişte
yukarıda da anlatıldığı gibi ağırlıklı olarak
ILO sözleşme ve denetim organları kararları esas
alınmıştır.
IV)
SONUÇ: YASA MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK ÖNGÖREN
TASLAK MADDELERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
1) Toplu Sözleşme Grev Ve Lokavt Kanunu Tasarı
Taslağı
Bu yasa tasarısında üzerinde durulması gereken
en önemli konu TİS yetki prosedürüdür.
Bizzat Türk-İş ve sendikalarımız tarafından
hazırlanan örgütlenmenin önündeki engellere
ilişkin raporlarda ve bu konuda düzenlenen
seminerlerde ve ayrıca güncel örgütlenme
deneyimlerinde ortaya konan en önemli sorun TİS
yetki prosedürü sorunudur. Prosedür uzun ve
gereksiz ayrıntılarla doludur. TİS sürecinin
uzun sürmesi bir çok yeni sendikalaşan işyerinde
sendikal hareketin kırılmasına neden olmaktadır
ve bu durum başlı başına sendikal hakkın
kullanılmasının önünde ciddi bir engeldir.
Taslak Md-1 (2822-Md-3)
TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİNİN KAPSAMI VE DÜZEYİ:
Bilindiği üzere yıllardan beri örgütlenme
çalışmalarını başarısızlığa uğratan veya
zorlaştıran konuların başında işletmeler
gelmektedir. Çoğunluk tespiti nedeniyle,
işletmelerde örgütlenmek oldukça zor olmakta,
tespitlerde bir çok sorun yaşanmaktadır. Bunun
en çarpıcı örneği gazetecilik, haberleşme,
ticaret işkollarıdır.
Dolayısıyla işletmelere bağlı aynı işkolundan
işyerleri için de işyeri toplu sözleşmesi
bağıtlamanın önü açılmalıdır. Bir işletmede ve
aynı işkolunda birden fazla işyerinde toplu
pazarlık hakkı kazanılmış ise yürürlükte olan
toplu sözleşme, sona erme tarihine kadar
sonradan TİS yetkisi alınan işyeri içinde
uygulanabilir. Takip eden TİS dönemi içinse tüm
işyerleri için toplu pazarlık ortak
yürütülebilir.
Ayrıca işkolu düzeyinde toplu sözleşme bağıtlama
hakkının da önü açılmalıdır. Bu durumda işyeri
düzeyinde bağıtlanan bir sözleşmenin, işkolu
sözleşmesindeki hükümlerden daha düşük hükümler
içeremeyeceği hükmü maddeye eklenmelidir.
Taslak Md-3 (2822-Md-9)
TARAF SENDİKA ÜYELİĞİNDEN AYRILMA, ÇIKARILMA
VEYA ÜYE OLMAMANIN SONUÇLARI:
Sendikaya üye olmayanların TİS’den yararlanması
sendikanın onayına tabii kılınmalıdır. Ayrıca
dayanışma aidatı miktarını belirlemek de yine
sendikaya bırakılmalı veya en az üye aidatı
olacak şekilde düzenlenmelidir. Aksi taktirde
parasal menfaatler açısından sendikaya üye
olanlar aleyhine bir durum söz konusu
olmaktadır. Çünkü:
2822 sayılı Kanun’un 9. maddesine göre, toplu iş
sözleşmesinden sendika üyesi işçilerin
yararlanacağı, işyerinde sendika üyesi olmayan
ve kapsam içi sendikasız işçilerin toplu iş
sözleşmesinden yararlanmalarının, ancak
dayanışma aidatı ödemeleri suretiyle mümkün
olacağı ifade edilmiştir.
Ancak bu maddeye göre, sendikaya üye
olmayanların, normal sendika üyelik aidatının
yüzde 70’i oranında bir dayanışma aidatı ile
toplu sözleşmeden yararlanabiliyor olması ve
hatta dayanışma aidatı ödemese bile işverence
kendisine toplu sözleşmenin parasal maddelerinin
büyük oranda sağlanabiliyor olması, sendikal
iradeye müdahaledir.
Dolayısıyla, işyerinde çalışan işçiler, toplu
sözleşmeden yararlanmak veya yararlanmamak
konusunda özgür iradelerini ortaya koymakta
özgürdür. buradan yola çıkarsak sendikaya üye
olmamak ve dayanışma aidatı ödememek, işçinin,
toplu sözleşme düzeniyle işyerine giren ücret ve
sosyal haklara ilişkin uygulamalardan
yararlanmayacağını ilan etmesi anlamına gelir.
İşverenin buna rağmen işçiye toplu iş
sözleşmesinden kaynaklı parasal haklardan hak ve
menfaat sağlaması, sendika kırıcılığı için
başvurulan yollardan birisi olabilmektedir.
Dolayısıyla, bu durum işçinin özgür iradesine
sendikasız kalma yönünde müdahale olarak
anlaşılmalıdır. Yasayla, normal aidatın yüzde
70’i olarak belirlenen dayanışma aidatı
uygulamasının da yine aynı şekilde
değerlendirilmesi gerekmektedir.
Taslak Md-5 (2822-Md-12)
YETKİ:
İşkolu ve işyeri yetkisine ilişkin birinci
fıkrada yapılan değişiklik yerindedir ancak, bu
düzenlemeye ek olarak yüzde 2 oranında bir baraj
eklenmelidir.
Bunun yanı sıra işletmelerde yarıdan fazla
çoğunluğun işletme bütününe göre belirlenmesi
yukarıda ilk maddede belirttiğimiz nedenlerden
ötürü örgütlenme özgürlüğünü ciddi olarak
kısıtlayan bir etkendir. Dolayısıyla
işletmelerde de işyeri çoğunluğu sendikalara üye
olan işyerleri için tek tek aranmalıdır.
Taslak Md-6 (2822-Md-13)
Üyelik fişlerinin işverene verilme zorunluluğu
kaldırılmalı ve üyelerin işverene bildirilmesi
ilk toplu sözleşme oturumunda yapılmalıdır. Aksi
halde iyi niyetli olarak düşünülen bu bildirme
zorunluluğu örgütlenme sürecinde işyerlerinde
ciddi rahatsızlıklara yol açacaktır.
Taslak Md-7 (2822-Md-15)
İtiraz sonucu açılan davalar nedeniyle bir çok
sendikalaşma girişimi başarısızlığa uğramakta,
sendikal irade ortaya koyan işçiler bir yıldan
uzun süren mahkemeler nedeniyle toplu
sözleşmelerine kavuşamamakta bu süreçte işten
atılmalar ve baskılarla karşılaşmaktadırlar. Bu
nedenle, itiraz söz konusu olduğunda işyerinin
olduğu mahalde bulunan iş mahkemelerinden
bilirkişi istenip, SSK kayıtları da dikkate
alınarak yerinde yapılacak tespitle kısa vadede
çözüm sağlanıp, toplu sözleşme süreci
işletilebilir ve itirazda direnme olduğu
takdirde toplu sözleşme prosedürüne etkisi
olmadan İş Mahkemelerinde hukuki süreç devam
ettirilebilir. Yargı kararı sonucu geçmişi
bağlamaz ve ileriye dönük olarak taraflara karar
gereği eksiklerini tamamlamaları istenebilir.
Bu veya benzer bir hızlı mekanizma kurulmaz ise
bu durum işçilerin sendikalaşma ve toplu
pazarlık hakkına ciddi bir kısıtlama olarak
kalacaktır. 16 ve diğer maddeler de bu
değişiklik paralelinde yeniden ele alınmalıdır.
Taslak Md-82822-Md-25
Bu maddeye ilişkin değişiklik olmamasına karşın
bu maddeden “...Siyasi amaçlı grev, genel grev
ve dayanışma grevi kanun dışı grevdir. İşyeri
işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer
direnişler hakkında kanun dışı grevin
müeyyideleri uygulanır.” cümlelerinin kanundan
çıkarılması ve grev tanımının da buna göre
yapılması yerinde olacaktır. 27. Madde de buna
göre düzenlenmelidir.
Taslak Md-15 (2822-Md-29)
Bu işyerlerine özgü farklı bir yaptırım aracı
bulunabilir. Her halde 29 ve 30. maddelerdeki
grev yasaklarının daraltılması yerinde
olacaktır.
Taslak Md-17 (2822-Md-33)
Bakanlar Kurulu’nun grev erteleme kararlarına
kısıtlama getirilmeli, hangi durumlarda bu
kararın alınabileceği açıkça belirtilmelidir.
Taslak Md-26/27/28/29/30/31 (2822-Md-70/71/72)
Grev yasaklarına ilişkin hapis cezaları
kaldırılmalı ve para cezasına çevrilmelidir.
Grev tanımında ve grev yasaklarında yapılacak
değişikliklere bağlı olarak bu maddeler yeniden
ele alınmalıdır.
Yüzde On Barajına İlişkin Alternatif Metin
Taslakta önerilen aşağıdaki kademeli düzenleme
bizce de geçiş için uygundur.
Geçici madde 1- Bu Kanunun 12 ve 13 üncü
maddelerinde geçen %10 ibaresi 1/2/2007 –
31/1/2009 tarihleri arasında % 5, 1/2/2009-
31/1/2011 tarihleri arasında % 3, 1/2/2011-
31/1/2013 tarihleri arasında % 1, 1/2/2013
tarihinden itibaren ise % 0 olarak uygulanır.
2)
Sendikalar Kanunu Tasarı Taslağı
En son değişiklikler bizim esas olarak
örgütlenme özgürlüğü için gerekli olduğunu
düşündüğümüz teklifleri karşılamaktan uzaktır.
Madde 2 ve Madde 3:
Bu maddelere ve bağlantılı maddelere Federatif
örgütlenmenin önünü açacak hükümler
konulmalıdır. Bu şu açılardan önem taşımaktadır:
- Bölgesel anlamda ve il bazında yatay sendikal
örgütlenmenin gelişmesi için Federatif
Örgütlenme önemli bir platform işlevi
görmektedir,
- İşkolu esasına göre örgütlenmenin olduğu bir
ortamda, birbiriyle üretimin doğası, kullanılan
hammadde, amaç, üretim araçları vb açılardan
birbiriyle doğrudan ilintili olan işkolları
arasında endüstriyel ilişkiler bağlamında bir
ortaklık sözkonusudur. Örneğin mevcut taslakta
da ayrı işkolları olan kağıt işkolu ile
“iletişim, basın-yayın ve gazetecilik” işkolu
arasında birbirini tamamlayan ve hatta kimi
zaman aynı üretim birimi içerisinde iki işkoluna
da giren işlerin olduğu durumlar söz konusu
olacaktır. Özellikle ambalaj sanayinde kağıt ve
karton ambalaj fabrikalarında bu durum söz
konusudur. Kağıt işkolu ile basın-yayın işkolu
arasında organik bir bağ vardır ve bir çok
ülkede bu iki işkolu tek bir sendika tarafından
örgütlenmektedir.
- BM’in “Ekonomik Aktivitelerin
Sınıflandırılmasına İlişkin Uluslararası
Standart”ın değiştirilmesine ilişkin hazırladığı
en son taslakta, Bilgi ve İletişim ayrı bir
hizmet işkolu olarak tanımlanmış ve yayıncılık
faaliyetleri ile iletişim (radyo, televizyon
programları, her türlü yayıncılık faaliyetleri,
her türlü bilgi teknolojileri ve iletişim) bu
işkoluna dahil edilmiştir. Her türlü baskı
faaliyetleri (gazete-deri-kitap vb basımı, her
türlü materyal üzerine baskı, cd- kaset kaydı,
vb) imalat işkolu içerisinde “Matbaacılık ve
kaydedilmiş medya araçlarının çoğaltımı” işkolu
altında değerlendirilmiştir. Yine kağıt ayrı bir
işkolu olarak değerlendirilmiştir.
- Ancak bu işkolları, hizmet sektörü ile imalat
sektöründe birbirini tamamlayan işkollarıdır.
Aynı şirket, işletme, fabrika bünyesi içerisinde
bulunabilmektedirler. Pek çok ülkede ayrı veya
aynı sendikalar tarafından örgütlenen bu
işkolları aynı federatif çatı altında
buluşmaktadır.
- Mevcut durumda kimi işyerlerinin kağıt veya
basın-yayın işkoluna girdiği konusunda sürekli
ihtilaflar çıkmaktadır. Aynı durum ambalaj
sektöründe sürekli yaşanmaktadır.
Bu çağdaş bir sendikal anlayışın geliştirilmesi
ve güçlü bir sendikal yapılanma için gereklidir.
Madde 4: İşkolunun Belirlenmesine İlişkin
Kriterler
Bu maddeyle ilgili bir tüzük hazırlanması veya
işkolunun belirlenmesine ilişkin en temel ve
uyuşmazlığa yol açmayacak kriterlerin maddeye
konması veya tüzükte yer alacak ifadelerin
önünün açılması çok önemlidir. Bu konuda
uyuşmazlıkların önüne geçmek için iki ayrıntılı
tanımın mutlaka yapılması gerekmektedir.
1) Bir işyerinin hangi işkoluna girdiği
konusunda, kullanılan hammaddenin mi, nihayi
malın/hizmetin mi belirleyici olacağı, aynı
zamanda üretim sürecinde kullanılan makinaların
kullanım amaçlarının, üretim birimlerinin
birbiriyle bağının da bu konuda ne ölçüde
belirleyici olacağı belirtilmelidir.
2) Yardımcı iş, asıl iş kavramları mutlaka temel
kriterlerle ortaya konmalıdır.
Örneğin yine ambalaj sektöründe faaliyet
gösteren işyeri/işletmelerden gidecek olursak,
- Kimi ambalaj işyerleri, plastik hammadde
kullanıp rulo halinde baskılı ambalaj malzemesi
(Baskılı plastik film) üretmektedir. İşyerinde,
baskı makinaları, grafik tasarım birimleri
mevcuttur. Kimi hallerde baskı, metal
çubuk/levha üzerine kabartma yazı veya resim
işlenerek yapılmaktadır.
- Kimi ambalaj işyerlerinde, plastik/metal önce
işlenmekte, plastik/metal kutu/şişe haline
getirilmekte, daha sonra üzerine doğrudan
kabartma veya yapıştırma baskı yapılmaktadır.
- Kimi işyerlerinde, karton üretilmekte ve son
aşamada baskılı ambalaj kutusu hazırlanmaktadır.
Bu örnekler çeşitlendirilebilir.
Ayrıca, bir çok kurumun, işletmenin,
üniversitenin, belediyenin, idarenin, askeri
birimlerin ayrı binalarda veya atölyelerde kendi
baskı birimleri ve matbaaları mevcuttur. Bu
işyerlerinde çalışan işçilerin çalışma
koşulları, işçi sağlığı iş güvenliği, emeklilik
koşulları dikkate alındığında bu işçilerin
durumları bağımsız matbaalardaki işçilerden
bağımsız değildir.
Bu işçiler, ister bir üniversitenin ister,
belediyenin isterse başka bir kurumun baskı
işlerini yapsın sonuçta matbaacılık işi
yapmaktadır. Çalıştıkları işyerinin, işyerinin
geri kalanıyla doğrudan bağlantısı yoktur. Hatta
kimi durumlarda mali yönden dahi bağımsızdır.
Elbette, örneğin bir işyerinin her hangi bir
noktasına konan fotokopi makinaları veya küçük
baskı makinalarında çalışan işçilerin farklı bir
işkolunda olması beklenemez ancak yukarıda
anlattığımız birimlerin de yardımcı işkolu
kapsamında değerlendirilmesi endüstriyel
sınıflandırmanın ruhuna aykırıdır.
Madde 4- İşkolu Tespiti ve İtirazları
Bu maddeye eklenen son fıkra oldukça yerinde
olmuştur ve mutlakta yasalaşması sağlanmalıdır.
Ancak buraya, herhangi bir anlaşmazlığa yol
açmamak için bir ilavenin yapılması
gerekmektedir. Şöyle ki, işkolu tespitine
yapılan itirazlar nedeniyle toplu iş sözleşmesi
prosedürünün askıya alınması, özellikle yeni
örgütlenen işyerlerinde, örgütlenmeyi ciddi
olarak tehdit etmektedir.
Örgütlenmesini tamamlayan ve çoğunluk tespiti
için başvuran bir sendika için işkolu tespiti
yargıya intikal etsin etmesin bekletici bir
mesele olmamalı, yasanın sendikal örgütlenme
özgürlüğünün sağlanması noktasında ruhuna uygun
olarak, toplu sözleşme süreci devam etmeli ve
yargı kararı sonrasında işçilerin örgütlü olduğu
sendikayı değiştirmesi için belirli bir süre
verilmelidir. Toplu sözleşme yetkisi de bu gibi
durumlarda üyeliklerle birlikte başka bir
sendikaya devredilebilmelidir.
Aksi halde, mevcut durumu dikkate aldığımızda,
yargı sürecinin hiçbir zaman istenen hızda
işlemeyeceği ve bu nedenle örgütlenme sırasında
karşılaştığımız sorunların devam edeceği,
örgütlenmenin kırılacağı bir gerçektir.
Ayrıca, sendikaların genel merkez, şube ve
temsilciliklerinde çalışanların çalıştıkları
sendikaya üye olmaları ile ilgili bir istisna
sağlanmalıdır.
Madde 5-kurucularda Aranacak Nitelik
Sendikal çalışmaların nitelikleri dikkate
alındığında, sendika kurucularının sadece okur
yazar olması bizce yeterli değildir ve en az
ilköğretim mezunu olması gerekmektedir.
Madde 15 Sendika Üyeliği:
Sendikaların sadece işkolunda mevcut çalışanları
değil aynı zamanda, emeklileri, işsizleri ve
hatta doğrudan kendi işkoluna öğrenci yetiştiren
teknik liselerdeki öğrencileri de üye
kaydedebilmelidir. Bu işçilerin de sendikal
faaliyet alanı içerisinde danışmanlığa ve
desteğe ihtiyacı olacağı muhakkaktır. Ve Çalışma
öncesi ve sonrası, işsiz geçirilen süre, fiilen
çalışılan süre içinde işçi bir bütün olarak ele
alınmalıdır. Bu şekilde sendikaların işsizlere,
öğrencilere, emeklilerine hizmet götürmesi
sağlanabilir.
Bunun için mevcut üyelik sistemi aktif üyelik
olarak tanımlanabilir ve bunun yanı sıra
“Dayanışma Üyeliği” gibi bir kavram yasaya
eklenebilir ve dayanışma üyeliği karşılığında
bir dayanışma aidatı toplanıp toplanmayacağı
veya miktarının belirlenmesi Genel Kurula
bırakılabilir. Dayanışma üyeliği sendika üye
sayısının hesabında dikkate alınmaz.
Madde 24: İşyeri Sendika Temsilcilerinin
Güvencesi
Bu maddeye ayrıca amatör olarak sendika
yönetiminde görev alanların da kesinlikle
eklenmesi gerekmektedir.
Temsilciler için geçerli olan hükümlerin tümü
amatör yöneticiler için de geçerli olmalıdır.
Ayrıca, işe iade davasının kesinleşmesinden
sonra işe başlamak için süresi içinde başvuran
temsilci ve yöneticinin işe başlatılmaması
halinde ayrıca mevcut tazminatın üzerinde bir
tazminata veya kötü niyet tazminatına
hükmedilmelidir.
Madde 25: Sendikaya Üye Olup Olmama Hürriyetinin
Teminatı
Bu maddeye ayrıca işverenin Yeni Türk Ceza
Yasasının 117 ve 118. Madde hükümlerini ihlal
ettiği yargı kararıyla kesinleştiğinin
anlaşılması halinde konuya muhatap işçilere
belirli ek bir tazminat verilmesi hükmü
eklenmelidir.
Yine işçinin sendikadan istifa etmesi veya başka
bir sendikaya üye olması aksi taktirde işten
çıkarılacağının işveren tarafından ifade
edilmesi veya hiç sözü edilmeden işten
çıkarılmasının doğrudan Ceza Yasasının 117 ve
118. Madde hükümlerinin ihlali anlamına geleceği
bu maddeye eklenmelidir.
Madde 26: Sendika ve Konfederasyonların
Faaliyetleri
Sendikaların siyasi faaliyetlere
katılabilmesinin önü açılmalı. Ayrıca taslak
metnin üçüncü paragrafında yazılı olan
tesislerin açılmasından sonra ilgili Bakalıklara
devredileceği hükmü madde metninden çıkarılmalı.
Madde 28- Temel Yasaklar
Sendika ve konfederasyon organlarında görevli
olanların mahalli seçimlerde veya milletvekili
seçimlerinde seçilmeleri halinde sendikadaki
görevlerinin devam etmesi sağlanmalıdır.
Madde 44- İşkolları
Bu konuda önceki taslakla ilgili belirttiğimiz
görüşlerimiz yeni taslak metninde de
karşılanmadığı için bu görüşlerimizi bir kez
daha belirtmekte fayda görüyoruz. Ayrıca konuyla
ilgili olarak Madde 2, Madde 3 ve Madde 4
kapsamında yaptığımız değerlendirmelerin de
ayrıca dikkate alınması tamamlayıcı olacaktır.
“İletişim, Basın-Yayın Ve Gazetecilik”, İşkoluna
İlişkin Değerlendirme
Bu taslakta da yine, mevcut kanun hükümlerinde
olduğu gibi uluslararası normlar ve ülkemizin
gerçekleri gözardı edilmiştir.
Önceki tüzüğün hazırlanmasında da yararlanılan
Birleşmiş Milletlerin düzenlediği “Tüm Ekonomik
Aktivitelerin Endüstriyel Sınıflandırılmasına
ilişkin Uluslararası Standardı (ISIG)” Mart 2002
de revize edildi ve bu günlerde bir taslak metin
tartışmaya açıldı.
Bu metne göre ekonomik faaliyet alanları A
harfinden Q harfine kadar 16 ana bölüm ve bu
bölümlerin altında 99 alt bölüm, alt bölümlerin
altında yine gerektiğinde gruplar ve bu gruplara
giren sınıflar halinde belirlenmiştir.
Bakanlık taslağındaki “İletişim, basın-yayın ve
gazetecilik” işkolunu incelerken uluslararası
standardın (D) harfiyle simgelenen ana bölümü
altında 22. alt bölümü ve (I) harfiyle
simgelenen ana bölüm altındaki 64. alt bölümü
incelememiz gerekmektedir.
(D) harfiyle simgelenen bölüm, İmalat Sektörüne
giren ekonomik faaliyetleri ve (I) harfiyle
simgelenen Bölüm ise Ulaştırma Depolama ve
İletişim Sektörüne giren faaliyetleri
içermektedir.
(D) Bölümü, 22. Alt bölümünde, her türlü
bilgisayar yazılımının, müzik ve video CD ve DVD
lerinin çoğaltılması da dahil, tüm basım, yayım,
matbaa ve gazetecilik, yayıncılık ve ambalaj
baskı işleri aynı sektör içinde tanımlanmıştır.
Hatta, gazete ve dergi gibi yayımların hem
geleneksel yollardan hem de internet ortamında
yayımlanması işi de yine bu sektör içinde
tanımlanmış, sadece internet ortamında yapılan
yayım işi başka sektöre bırakılmıştır.
Uluslararası standarda göre, gazetecilik ile
basım ve yayımı birbirinden ayırmak mümkün
değildir. Basın-yayın ve gazetecilik içi içe
geçmiştir. Zaten 1980 öncesi bu iki faaliyet
alanı aynı işkolunda tanımlanıyordu.
Aynı zamanda gazeteciliğin ve basın-yayının
birbirinden ayrı olması halinde işkolu
tespitinde geçmişte olduğu gibi bir karmaşa
yaşanacaktır. Bu nedenle bu iki faaliyet
alanının aynı işkolunda değerlendirilmesi
yerindedir.
Ayrıca, ambalaj ve grafik tasarım sektörleri de
yine son yıllarda hızlı bir gelişme içerisine
girmiştir. Uluslararası normlara göre bu
faaliyetlerin basın yayın ve matbaa işi ile
birlikte anılması gerekmektedir.
Diğer taraftan taslakta gazetecilik ve
basın-yayınla aynı işkolunda tanımlanan iletişim
faaliyetleri için aynı şeyi söylemek söz konusu
değildir.
Uluslararası standarda göre tüm iletişim
aygıtlarının, makinalarının, araç ve
gereçlerinin üretimi İmalat Sektörüne ( D ana
bölümü) ve İletim ve Dağıtım dahil haberleşme ve
telekominikasyon hizmetleri de (I) ana başlığı
altındaki “Ulaştırma, Depolama ve İletişim” ana
bölümüne dahil edilmiştir. Bu ana bölümün
altındaki 64 sayılı alt bölümde posta, telefon
gibi haberleşme hizmetleri dahil, her türlü
işitsel, görsel veya diğer bilginin, kablo,
uydu, radyo veya televizyon gibi araçlarla yayım
ve dağıtımı tanımlanmıştır.
Çalışma Bakanlığının yeni taslağından |