(BASIN-İŞ) TÜRKİYE BASIN, YAYIN, GRAFİKER VE AMBALAJ SANAYİ İŞÇİLERİ SENDİKASI (TÜRK-İŞ)

ANA SAYFA

2821 ve 2822 SAYILI YASALARLA İLGİLİ HAZIRLANAN

TASLAKLAR VE SENDİKAL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİMİZ

I) GİRİŞ 

II) SENDİKAL ÖZGÜRLÜKLERDEN NE ANLIYORUZ? 

III) TÜRKİYE’DE SENDİKAL ÖZGÜRLÜKLERİN DURUMU

IV) SONUÇ: YASA MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK ÖNGÖREN TASLAK

     MADDELERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

I) GİRİŞ

12 Eylül 1980, sadece askeri bir darbeyi değil aynı zamanda siyasal, ekonomik ve sosyal anlamda tam teşekküllü bir dönüşümü ifade etmektedir.

Darbeyi izleyen günlerde, sendikalardan, öğrencilerden, derneklerden binlerce insan tutuklanarak işkenceden geçirilmiş, temel hak ve özgürlükler askıya alınmış ve bugün hala büyük ölçüde yürürlükte olan 12 Eylül yasaları dediğimiz bu yasalarla örgütlenmeye ve örgütlü dayanışmaya ilişkin hak ve özgürlükler ile toplu pazarlık haklarımız büyük ölçüde budanmıştır. 12 Eylül zihniyetinin bir uzantısı olarak biçimlendirilen 1982 Anayasası, anti demokratik bir şekilde, hak ve özgürlükleri sayıp güvence altına almak yerine, tanınan hak ve özgürlüklerin sınırlarını belirleme genel yaklaşımı ile kaleme alınmıştır. Aynı yaklaşımla da, evrensel olarak en temel hak ve özgürlükler arasında tanımlanan sendikalaşma ve toplu pazarlık haklarının önüne, 2821 sayılı Sendikalar Kanunu, 2822 Sayılı Toplu Sözleşme Grev ve Lokavt Kanunu ile bir çok engel getirilmiştir.

Avrupa Birliğine uyum sürecinin de bir uzantısı olarak Anayasamızda yapılan bir değişiklikle, evrensel olarak referans teşkil eden sözleşme şart ve anlaşmalar ileri bir adım atılarak anayasal değerde kabul edilmiştir. Bu değişiklikle, BM, İLO ve AB sözleşme şart ve bildirilerinde yer alan tüm hak ve özgürlükler, Anayasamızın 90’ıncı maddesinin, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7.5.2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.” fıkrasına göre devlet nezdinde vatandaşlarına karşı bağlayıcıdır.

Ancak, bu ileri adımın gerekleri henüz uygulamaya geçirilememiştir. Ülke demokrasisinin yeterli toplumsal katılımdan uzak oluşu, ekonomik, sosyal ve kültürel politikaların geniş toplum kesimlerinin aleyhine işlemesi ve eşitsizliği ve sömürüyü kurumsallaştırması bunun en açık kanıtıdır.

Özelleştirme, İş Yasası ve Sosyal Güvenlik Yasalarında şahin kesilen Hükümet son üç yıldır 2821 ve 2822 yani Sendikalar Yasa ile Toplu Sözleşme Grev ve Lokavt Yasası’nda değişiklik öngören tasarılarını bir türlü gündemine alamadı. Son olarak 2006 yılı Nisan ayında taleplerimizi karşılamayan bir taslak tartışmaya açılmıştı.

Şunu bir kez daha anladık ki işçi sınıfını ve sendikalarını çembere alan, örgütlenme ve toplu pazarlık hakkını kısıtlayan  bu yasaları değiştirmek, demokratik bir yapıya kavuşturmak iktidarların işine gelmiyor.

AB’ye uyum çerçevesinde Türkiye’de demokratik kuralların işletilmesi konusunda titiz davranan, siyasi ve ekonomik konulara duyarlı olan AB, her nedense çalışma hayatında demokrasiye ters uygulamalar söz konusu olduğunda pek oralı olmuyor.

Aslında Konfederayonların ve sendikaların da mevcut yasaların değişmesi konusunda çaba harcadığı söylenemez. Çalışanların hak ve özgürlükleri üzerine talepleriyle ilgili bir gelişmenin  yaşanması çalışanların ve örgütlerinin ne kadar baskı yaratabildikleriyle ve bu konudaki kararlılıklarıyla orantılıdır. Bu konuda acilen örgütlü bir iradenin ortaya konması gerekmektedir. 

Temennimiz işçi sınıfının örgütlerinin önündeki en büyük engellerden birisi olan Sendikalar Yasası ve Toplu Sözleşme Grev ve Lokavt Yasasının bu yıl sonuna kadar ve taleplerimiz dikkate alınarak hayata geçmesi yönündedir. Ancak bu, tekrar söylemek gerekirse sendikaların kararlılıkla bu işin üzerine gitmesine bağlıdır.

 II) SENDİKAL ÖZGÜRLÜKLERDEN NE ANLIYORUZ?

Sendika, genel kabul gören tanıma göre, çalışanların ekonomik ve demokratik haklarını ileri götüren, onu koruyan ve geliştiren örgütlerdir. Tanım bu şekilde yapılınca, sendikal hak ve özgürlükleri de ekonomik ve demokratik haklar bağlamında ele almak gerekiyor.

Sendikal hak ve özgürlüklerden ne anladığımızı ya da daha doğru bir ifade ile ne anlamamız gerektiğini, çalışmamızın da sınırları dikkate alınarak, ILO kaynaklarına dayanarak açıklamak durumundayız. ILO’nun konuyla ilgili kaynağı da 87 ve 98 sayılı Sözleşmeleri ve bu sözleşmelerin uygulanmasıyla ilgili olarak denetim organlarının verdiği kararlarıdır. ILO’nun 87 ve 98 sayılı Sözleşmeleri sendikal özgürlüklerin somut uluslararası dayanaklarını ortaya koyan temel sözleşmelerdir.

87 Sayılı Sözleşme

ILO’nun 87 sayılı “Sendika Özgürlüğü ve Örgütlenme Hakkının Korunması Sözleşmesi”nde çalışanların sendika kurma ve sendikalara üye olma hakkı tanımlanmış; ve çalışanların bu yöndeki iradelerinin üstünlüğü somutlaştırılmıştır.

Sözleşme çalışanların;

• hiçbir biçimde ayrıma tabi olmadan,

• önceden izin almadan,

• ve seçtikleri örgütleri kurma ve onlara üye olma hakkı gibi temel haklarını güvenceye almıştır.

87 sayılı Sözleşmenin genel çerçevesini somutlayacak olursak, çalışanlar; ırk, cinsiyet, renk, dil, din vb. ayrımlara tabi olmadan; ve herhangi bir makam ve kişiden önceden izin almaksızın; diledikleri örgütü kurma ve ona üye olma hakkına sahiptirler.

Sözleşme ile sendikalara;

• tüzük ve iç yönetmeliklerini serbestçe belirleme hakkı, yani sendikaların çalışmalarının genel çerçevesini ve yöntemlerini serbestçe belirleme,

•  temsilcilerini seçme, yani kendilerini kimlerin nasıl temsil edeceğine serbestçe karar verme,

•  yönetim ve etkinliklerini düzenleme hakkına, yani eğitim, araştırma, basın-yayın, moral çalışmalar gibi etkinlikler ve serbestçe kendi iş ve çalışma programını yapabilme hakkına sahip olacaklardır.

Sözleşmelerde tanımlanan haklar denetim organlarını kararları ile daha da somutlaştırılmaktadır. Denetim organları kararlarına göre;

a. çalışanların, yaptıkları iş ya da hizmetin niteliği,

b. çalıştıkları ekonomik etkinlik kesimleri (sektör);

c. bağlı oldukları istihdam biçimleri,

d. ya da işveren ile çalışma ilişkileri temelinde tanımlanmış yasal nitelikleri (memur-işçi-sözleşmeli) ya da hiyerarşide bulundukları durum gibi yönlerden ayrıma tabi tutulamazlar.

Sözleşmede, sendikal örgütlere tanınan bu hakların kamu yetkililerine (devlete) karşı özgürce kullanılmasını sağlamak ve kısacası, çalışanların ve örgütlerinin özgür iradelerinin üstünlüğünü korumak amacıyla, şu güvencelere de yer verilmiştir.

• Kamu makamlarının, sendika hakkını sınırlayacak ya da bu hakkın yasaya uygun biçimde kullanılmasına engel olacak nitelikteki her tür karışmadan kaçınması,

•  Çalışanların örgütlerinin idari kararla feshedilmemesi ya da etkinlikten alıkonulmaması,

•  Örgütlerin tüzel kişilik kazanmasını önleyecek şekilde temel hakların kısıtlanmaması,

•  Ulusal yasaların, sözleşmenin öngördüğü güvencelere zarar verecek nitelikte olmaması ya da zarar verecek biçimde uygulanmaması gerekmektedir.

Bunlara ilave olarak, sözleşmeyi onaylayan devlete, örgütlenme hakkının kullanılması için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü de getirilmiştir.

87 sayılı Sözleşme, örgütlenme özgürlüğünün bir parçası olarak grev hakkını da düzenlemektedir. Her ne kadar 87 sayılı Sözleşmenin metninde grev hakkı açıkça belirtilmese de, ILO denetim organları, 87 sayılı sözleşmenin üç ayrı maddesine dayanarak, grevin tüm çalışanların ekonomik ve toplumsal çıkarlarını korumak ve geliştirmek için başvurabilecekleri temel bir hak olduğunu kabul etmişlerdir.

ILO denetim organlarına göre, grev hakkının 87 sayılı Sözleşmeden kaynaklanan üç dayanağı vardır.

•  Birincisi; sözleşmenin sendikalara etkinliklerini düzenleme ve eylem programlarını oluşturma hakkı tanıyan üçüncü maddesidir.

•  İkincisi; ulusal mevzuatın sözleşmede öngörülen güvencelere zarar vermemesini ya da zarar verecek biçimde uygulanmamasını öngören 8. maddenin 2. fıkrasıdır.

•  Üçüncüsü; sözleşmede geçen örgüt terimini “çalışanların ve işverenlerin çıkarlarını savunmayı ve geliştirmeyi amaçlayan işçi ve işveren örgütleri” biçiminde tanımlayan 10. maddesidir.

Çünkü grev hakkına getirilecek genel bir yasaklama, sendikaları anılan maddelerdeki hak ve olanaklardan yoksun bırakır, bu da sendika özgürlüğü ilkesiyle bağdaşmaz.

ILO denetim organları, tüm ücretli çalışanlar için grev hakkını genel bir ilke olarak ortaya koyarken, bu hakkın yalnızca “temel hizmetler veya faaliyetlerde” kısıtlanabileceğini belirtmektedir. ILO denetim organlarına göre “temel hizmetler” olarak kastedilen, yalnızca aksaması durumunda nüfusun tümünün veya bir bölümünün hayatını, kişisel güvenliğini veya sağlığını tehlikeye sokacak hizmet ve faaliyetlerdir.

ILO denetim organları, “Grev hakkı devlet memuriyetinde (devlet memurları, kamu yetkileri ile hareket eden kişilerdir) ve kelimenin tam anlamıyla temel hizmetlerde, yani aksaması ile nüfusun tamamının ya da bir bölümünün hayatını, kişisel güvenliğini veya sağlığını tehlikeye sokacak hizmetlerde kısıtlanabilir.” 

ILO denetim organları, “Grev hakkı yalnızca bir toplu iş sözleşmesi imzalanması aracılığıyla çözümlenebilecek iş uyuşmazlıkları ile sınırlı kalmamalıdır, işçiler ve örgütleri, gerekli olduğu durumlarda, daha geniş bir kapsam içinde, üyelerinin çıkarlarını etkileyen ekonomik ve toplumsal konularla ilgili tepkilerini ifade edebilmelidirler.”

ILO denetim organları, “Sendikalar özellikle bir hükümetin ekonomik ve toplumsal politikalarını eleştirmek amacıyla protesto grevlerine başvurabilmelidirler. Ayrıca dayanışma grevlerinin genel olarak yasaklanması istismara yol açabilir ve grev hakkının kullanılmasına ilişkin yöntemler söz konusu olduğunda, kurallara tamı tamına uyarak işin yavaşlatılması, işyerlerinin işgal edilmesi ve işbaşında oturma grevleri yapılması konularında kısıtlama getirilmesi, ancak bu eylemlerin barışçıl olmaktan çıkması durumlarda haklılık kazanır.” 

98 Sayılı Sözleşme

Diğer yandan 98 sayılı “Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi”nde ise;

•  toplu iş sözleşmesi bağıtlamak amacıyla çalışanların yetkili temsilcisi olarak kabul edilmesini,

•  sendikalara üye olmak ve sendikacılık etkinliklerinde bulunmak isteyen çalışanların birey olarak da işverenlere karşı örgütlenme hakkının korunmasını amaç edinmiştir.

Sözleşmeye göre;

•  Bir çalışanın, çalıştırılması, sendikaya üye olma ya da olmama şartına bağlanamaz,

•  Bir çalışanı, sendika üyeliği ya da iş saatleri içinde sendikacılık etkinliklerine katılması nedeniyle işten çıkarma ya da başka yolla zarar verme amacı güdülemez.

135 Sayılı Sözleşme

ILO’nun 135 sayılı “İşletmedeki Çalışan Temsilcinin Korunması ve Temsilcilere Tanınacak Kolaylıklar Sözleşmesi” de sendikal hakların kullanımı bakımından önemli bir sözleşmedir. Bu sözleşmeye göre, temsilciler, kendilerine zarar verecek tüm önlemlere karşı etkili korumadan yararlanırlar. Bu koruma işten çıkarmayı da kapsar. Ayrıca sözleşmeye göre, temsilcilere işletmedeki işlevlerini rahatlıkla yerine getirmeleri için kolaylıklar tanınır.

151 Sayılı Sözleşme

ILO’nun 151 sayılı “Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının Korunması ve İstihdam Koşullarının Belirlenmesi Yöntemleri Sözleşmesi”nin uygulanması ise, bazı şartlara bağlanmış “yedek” sözleşmedir. Sözleşmenin, “kamu yetkililerince çalıştırılan tüm kişilere” uygulanabilmesi için, başka uluslar arası çalışma sözleşmelerinde bu kişilere uygulanabilir daha elverişli hükümlerin bulunmaması gerekir. 87 ve 98 sayılı sözleşmeler çalışanlara daha ileri haklar tanıdığı için, öncelikli olarak bu sözleşmelerin uygulanması gerekmektedir.

ILO denetim organın şu kararı bu değerlendirmemizi de doğrulamaktadır: “Özellikle kamu görevlilerini sendika özgürlüğü karşıtı ayrımcılığa karşı korumayı ve kamu hizmetinin tümüne uygulanabilir çalışma ilişkilerinin ve koşullarının saptanmasını amaçlayan bazı kurallar açıklayarak 98 sayılı Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Sözleşmesini tamamlamak üzere kabul edilen 151 sayılı Sözleşme, hiçbir biçimde 87 sayılı Sözleşmece tüm çalışanlara sağlanan temel örgütlenme hakkını geçersiz kılamaz ya da küçültemez.”

158 Sayılı Sözleşme

158 sayılı “Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Sözleşmesi” ile iş güvencesini düzenlenmesine karşın, Sözleşme tam bir iş güvencesi bakımından yetersizdir.

ILO Denetim Organlarının Sendikal Özgürlüklere İlişkin Kararları

ILO Denetim Organları Sendikal Özgürlükleri aşağıdaki ana başlıklar altında ele almaktadır:

•  Hiçbir Ayrım Gözetmeme İlkesine Aykırılık,

•  (çalışanların) Seçtikleri Örgütleri Kurma İlkesine Aykırılık,

•  Önceden İzin Almama İlkesine Aykırılık,

•  Sendikaların Tüzük ve Yönetmeliklerini Hazırlama İlkesine Aykırılık,

•  Sendikaların Temsilcilerini Özgürce Seçme Hakkı İlkesine Aykırılık,

•  Sendikaların Yönetimlerini Düzenleme Hakkı İlkesine Aykırılık,

•  Sendikaların Etkinliklerini Düzenleme ve Eylem Programları Oluşturma, Siyasal ve Başka Etkinlikler Düzenleme Hakkı İlkesine Aykırılık,

•  Grev Hakkına ve Grev Türleri İlkesine Aykırılık,

•  Kamu Yöneticilerinin Karışmama İlkesine Aykırılık,

•  Uluslararası Dayanışmaya ve Üyelik İlkesine Aykırılık,

•  Sendika Özgürlüğü Karşıtı Ayrımcılığa Karşı Koruma İlkesine Aykırılık,

•  Karışma Eylemlerine Karşı Koruma İlkesine Aykırılık,

•  Toplu Pazarlık Hakkı İlkesine Aykırılık,

alanlarında ILO denetim organları kararlar almaktadır. Dolayısıyla esas itibariyle, sendikal özgürlükler yukarıda sıralanan ana başlıklar etrafında denetim organları kararlarıyla somutlaşmaktadır.

Avrupa Birliğinde sendikal hakların genel olarak tanınması ve güvenceye bağlanması, bu haklara yer veren 1961 Avrupa Sosyal Şartı ile 1989 Çalışanların Temel Sosyal Hakları Topluluk Şartına yapılan göndermelerle gerçekleşmiştir. Avrupa Birliği bağlamında sendikal ve sosyal hakların çerçevesi bu iki belgeye göre belirlenebilir.

Diğer yandan AB de ILO standartlarını temel kabul etmiş; Türkiye ile imzalanan ve katılım görüşmelerinin ilke, konu ve yöntemlerini gösteren çerçeve belgesinde bu standartlar, “sendikal hakları da kapsayan ILO kurallarının daha ileri biçimde geliştirilmesine çaba gösterilecek” insan hakları arasında sayılmıştır. Dolayısıyla, AB, sendikal ve sosyal haklar alanında gelişmeleri insan hakları temelinde ele almaktadır.

Türkiye’de sendikal özgürlükleri yukarıdaki genel kural ve ilkeler çerçevesinde göz önüne aldığımızda;

•  işkolu sendikacılığının ve kamu çalışanları (memur) ve işçilerin ayrı sendikal yapılarda örgütlenmesinin;

•  noter ya da başka bir kamu temsilcisi nezaretinde sendikaya üye olunmasının;

•  sendika üyeliğinin bir ücret ödenerek edinilmesinin;

•  sendika yöneticiliği ve temsilciğinin belli zorunlulukları gerektirmesinin;

•  işyerlerinde toplu iş sözleşme yapma hakkının kamu otoritelerinin idari kararlarıyla belirlenmesinin;

•  kamu çalışanlarının (memurların) toplu iş sözleşme yapma hakkından mahrum olmasının,

•  grev hakkının kısıtlanmasının ya da yasaklanmasının,

ILO sözleşmeleri temelinde dayanağı yoktur. Sendikal özgürlükleri bu temelde ele almak ve tartışmak gerekmektedir.

Tekrar etmek gerekirse sendika özgürlüğü sadece sendikaya üye olmakla ile sınırlı olan bir hak değildir. Sendika özgürlüğü; özgürce hiçbir kişi ve kurumdan izin almadan ve hiçbir koşula bağlı olmadan sendikaya üye olmayı; çalışanların istedikleri şekilde bir örgüt kurmaları ve üye olmalarını; faaliyet ve eylemlerini özgürce belirlemeyi; ve bunlara katılmayı; çalışanların hak ve çıkarını korumak ve artırmak amacıyla işverenlerle toplu iş sözleşmesi yapmayı; grev hakkını kullanmayı ve bütün bunlara kamu makamlarının saygı göstermesini ve gelişmesi için uygun önlemleri almasını içermektedir.

Sendikal haklar ana başlığı altında Türkiye’de ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ; TOPLU PAZARLIK HAKKI ve GREV HAKKI ANLAMINDA UYGULAMAYI yukarıdaki ilkeler ışığında ele aldığımızda aşağıdaki gibi bir tablo ortaya çıkmaktadır.

 III) TÜRKİYE’DE SENDİKAL ÖZGÜRLÜKLERİN DURUMU

1-Sendikalara Üye Olma-Olmama Özgürlüğü:

Türkiye’de sendikalara üye olma özgürlüğü olmasına karşın, bu hakkın kullanımı önünde önemli eksiklikler ve kısıtlamalar vardır.

a. İşçilerin sendikaya üye olması, noter huzurunda kimlik beyanı ve ücret karşılığı gerçekleşebilmesi sendika özgürlüğü ilkesine aykırıdır.

ILO denetim organları kararı: “Bir kişinin farklı örgütler arasında seçme yapma olanağından yoksun olduğu ve bir yasal düzenlemenin mesleksel işkolunda yalnızca bir örgütün varlığına izin verdiği bir durum 87 sayılı sözleşmenin içerdiği ilklerle bağdaşmaz.”

ILO denetim organları kararı: “Çalışanların ve çalıştıranların, gerçekten tam bir özgürlük içinde seçtikleri örgütleri oluşturma ve onlara özgürce üye olmaları önem taşır. Çalışanların seçtikleri sendikaları kurma ve onlara üye olma hakkı, özellikle tam bir güvenlik içinde, daha önce var olanlardan ve siyasal partilerden bağımsız örgütler kurma olanağını içerir.”

b. Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu, kamu çalışanlarının (memurların) bir bölümünün sendikalaşmasını engellemektedir.

ILO denetim organları kararı: “87 sayılı sözleşme kuralları, hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm çalışanlara uygulanır ve dolayısıyla devlet personelini de kapsar.”

c. Bir işyerinin dahil olduğu işkolu Çalışma Bakanlığı tarafından belirlenmektedir.

ILO denetim organları kararı: “Örgütlenme hakkının korunması amacıyla, sınırlayıcı nitelik taşıyan bir işkolları listesinin oluşturulması, çalışanların hiçbir ayrım gözetmeksizin sendikalar kurma ve onlara üye olma hakkı ilkesine aykırıdır”

“Örgütlenme hakkının kullanılmasını, bakanlığın bir biriminin tümüyle takdirine bağlı olarak izin vermesine bağlı tutan bir yasa kuralı, sendika özgürlüğü ilkesiyle bağdaşmaz.”

 2-Faaliyetlere Katılma Hakkı:

a- Sendikal faaliyetlere katılma, çalışma saatleri içinde, işi aksatmama koşulu ile, işverenin iznine bağlıdır.

b. İşçi sendikalarını profesyonel yöneticilerinin herhangi bir nedenle görevden ayrılıp işe dönmeleri halinde işe başlatıp başlatmama ve tazminat ödeme keyfiyeti işverene aittir.

ILO denetim organları kararı: “Sendika yönetici ve militanları kara liste oluşturma uygulaması, sendikal hakların özgürce kullanılmasını ağır biçimde tehlikeye düşürür ve hükümetler, bu gibi uygulamalara karşı katı önlemler almalıdırlar.”

c. İşyeri sendika temsilcilerinin, üyelere tanınan genel güvencelerden ayrı bir güvenceleri yoktur.

ILO denetim organları kararı: “İsteyen sendikacıların bir sendika kurma etkinlikleri nedeniyle işten çıkarıldıklarında, yeniden görevlerine dönmeleri için önlemler alınması uygun olur”

d. Gösteri ve toplantı yapma önceden izne bağlıdır.

e. Gösteri ve toplantılara katılanlara adli ve idari cezalar verilebilmektedir.

 3-Toplu Pazarlık Hakkı

Türkiye’de 87 ve 98 sayılı sözleşmelerde yer aldığı şekliyle örgütlenme özgürlüğü ve toplu pazarlık hakkından bahsetmek mümkün değildir.

a-Toplu pazarlık ya da toplu görüşmeye katılma hakkı kısıtlıdır. Bu hakkı kullanmak için belli sayıda üyeye sahip olmak gerekmektedir.

İşçi sendikaları bakımından %10 işkolu barajı ve %50+1 işyeri barajı bu hakkın kullanımındaki temel engeldir.

Kamu çalışanları (memur) sendikaları için ise sektörel düzeyde en çok üyeye sahip sendikalar ve bağlı oldukları konfederasyonlar tüm çalışanlar adına toplu görüşmeye katılabilmektedir.

ILO denetim organları kararı: “Çalışma konusunda işverenlerle özgürce toplu pazarlık hakkı, sendika özgürlüğünün temel öğelerinden birini oluşturur ve sendikaların, toplu görüşmeler aracılığıyla ya da başka her türlü yasal yolla, temsil ettikleri kişilerin yaşam koşullarını düzeltmeye çaba gösterme hakkına sahip olmaları gerekir. Kamu yetkililerinin de, bu hakkı sınırlandırıcı ya da yasal kullanımını engelleyici tüm karışmalardan kaçınmaları gerekir. Bu türdeki tüm karışmalar, çalışan ve çalıştıran örgütlerinin yönetim ve etkinliklerini düzenleme ve eylem programları oluşturma hakkı bulunduğu ilkesinin çiğnenmesi anlamına gelir.”

Sosyal Haklar Avrupa Komitesi kararı: “Toplu pazarlık hakkını kullanmaya yetkili sendikalar kurulmasını, asgari bir üye sayısı gerektiren koşullara bağlı tutan bir ulusal düzenleme, sendika özgürlüğü ilkesine uygun değildir”

“Yalnızca toplu pazarlık izni elde etmiş sendikaların toplu pazarlıklara katılmaları, Sosyal Şart anlamında sendika özgürlüğü kavramına aykırıdır.”

b. Kamu çalışanları (memurlar) taleplerini kabul ettirecek bir araca sahip değildirler. Kamu çalışanları (memur) sendikaları bakımından toplu görüşmeye katılmak bir hak olarak hiçbir anlam ifade etmemektedir. Toplu görüşmeler hiçbir bağlayıcı sonuç üretmemekte, görüşmelerde son kararı Bakanlar Kurulu vermektedir ve anlaşma sağlansa dahi hükümet bunun gereğini yapmak zorunda değildir. Bugüne kadar yürütülen görüşmelerde de görülmüştür ki, hükümet anlaşma sağlanan konuları bile yaşama geçirmemiştir. Görüşmeler 15 günle sınırlandırılmıştır ve  işkollarının sorunları tartışılamamaktadır.

ILO denetim organları kararı: “Devlet yönetiminde görevli olanlar dışında kalan tüm kamu yönetimi görevlilerinin toplu pazarlık hakkından yararlanmaları gerekir.”

“Yönetici kavramının yalnızca işverenlerin çıkarlarını gerçekten temsil eden kişilerle sınırlandırılması gerekir.”

c. İşçiler bakımından işyeri tanımı sorunludur. Bir iş alt işverene verildiğinde, alt işverenin aynı neviden tüm Türkiye’de alt işveren ya da ana işveren olarak yaptığı bütün işlerde çalışanlar bir tek işyerinin işçileri sayıldığı için o işyeri için aranan %50+1 çoğunluğuna dahildirler.

Çünkü, 2822 sayılı Kanuna göre bir dönem için bir işyerinde ancak bir sözleşme yapılacağı kuralından hareketle yargı kararlarına göre alt işverenin bütün işçilerini hesaba katmak gerekmektedir. Bu zor ve mesafeli yol nedeniyle alt işverenlerde örgütlenme cesaretini kimse göstermemektedir. Özellikle kamuda çeşitli ad altında alt işverene iş verilmesi uygulamasının yaygınlığı ve artış hızı dikkate alındığında durumun önemi ortaya çıkmaktadır.

ILO denetim organları kararı: “Bir işkolu ya da meslek toplu iş sözleşmesi bağıtlayabilmek için, yalnızca çalışanların değil ve aynı zamanda işletmelerin de çoğunluğunun gerekli olması, 98 sayılı sözleşme karşısında uygulanma sorunları ortaya çıkarabilir.”

d. Yetki prosedürünün uzunluğu. Bir işyerinde hangi sendikanın sözleşme yapacağına karar verilmesiyle sözleşme yapılması süresi arasında yaklaşık, yasal olarak 180 günlük süre öngörülmüştür. Çoğu kere bu uzun süre işçilerin sendikadan istifası için kullanılmaktadır.

ILO denetim organları kararı: “İşverenlerin ve sendikaların, toplu pazarlıklara iyi niyetle katılmaları ve gerçek ve yapıcı toplu pazarlıkların, taraflar arasında güvenli ilişkilerin kurulması ve sürdürülmesi zorunlu olması nedeniyle, bir anlaşmaya ulaşmak için tüm çabalarını göstermeleri gerekir. Bu da, görüşmelerin yürütülmesinde her tür haksız gecikmeden kaçınılması gerekir.”

 4-Grev Hakkı:

a. Birçok iş ve işyeri grev yasağı kapsamındadır. Kimi durumlarda Bakanlar Kurulu kararıyla grev ertelenebilmektedir.

ILO denetim organları kararı: “Grev hakkı, çalışanların ve örgütlerinin ekonomik ve toplumsal çıkarlarını ilerletmek(geliştirmek) ve savunmak için yararlandıkları temel araçlarından biridir. ”

ILO denetim organları kararı: “Sendika özgürlüğü ilkesine uygun olarak, yalnızca dar anlamda temel hizmetler yerine getiren çalışanlar grev hakkından yoksun bırakılabilirler. ”

ILO denetim organları kararı: “Grevin yasaklanabileceği durumlarda temel alınacak ölçüt, halkın tümü ya da bir bölümünün yaşamı, sağlığı ve güvenliği için açık ve eli kulağında bir tehdit bulunmasıdır.  ”

b. Kamu çalışanlarına (memurlara) grev hakkı tanınmamıştır.

ILO denetim organları kararı: “Kamu görevlilerine greve katıldıkları için yaptırımlar uygulanması olgusu, uyumlu mesleksel ilişkileri geliştirici nitelikte değildir. ”

c. Grev kararı ve greve çıkılacak zamanın günlerce önce işverene bildirilme zorunluluğu vardır. Aksi durumda yasa dışı grev söz konusu olmaktadır ki çok ciddi cezai sorumlulukları vardır.

ILO denetim organları kararı: “Grev hakkını düzenleyen yasal kuralların, grev hakkının uygulamada yasal olarak yapılmasını olanaksız kılacak derecede karmaşık olmaması gerekir. ”

d.İşveren yasaya göre greve katılmayacak işçilerin listesini günlerce önce hazırlanmakta, sendikaya bildirmekten kaçınabilmektedir.

e.Politik grev, hak grevi, dayanışma grevi, yasaktır.

ILO denetim organları kararı: “Çalışanların grev hakkıyla savundukları mesleksel ve ekonomik çıkarlar, yalnızca daha iyi çalışma koşullarının elde edilmesi ya da mesleksel nitelikte toplu hak istemleri ile ilişkili değildir. Mesleksel ve ekonomik çıkarlar, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal politika sorunlarına çözüm araştırılmasını ve işletmede ortaya çıkan çalışanların doğrudan doğruya ilgilendiren sorunları da kapsar.”

Sendikal özgürlükler alanındaki bu genel girişte yukarıda da anlatıldığı gibi ağırlıklı olarak ILO sözleşme ve denetim organları kararları esas alınmıştır.

 IV) SONUÇ: YASA MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK ÖNGÖREN TASLAK MADDELERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

1) Toplu Sözleşme Grev Ve Lokavt Kanunu Tasarı Taslağı

Bu yasa tasarısında üzerinde durulması gereken en önemli konu TİS yetki prosedürüdür.

Bizzat Türk-İş ve sendikalarımız tarafından hazırlanan örgütlenmenin önündeki engellere ilişkin raporlarda ve bu konuda düzenlenen seminerlerde ve ayrıca güncel örgütlenme deneyimlerinde ortaya konan en önemli sorun TİS yetki prosedürü sorunudur. Prosedür uzun ve gereksiz ayrıntılarla doludur. TİS sürecinin uzun sürmesi bir çok yeni sendikalaşan işyerinde sendikal hareketin kırılmasına neden olmaktadır ve bu durum başlı başına sendikal hakkın kullanılmasının önünde ciddi bir engeldir.

Taslak Md-1 (2822-Md-3) TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİNİN KAPSAMI VE DÜZEYİ:

Bilindiği üzere yıllardan beri örgütlenme çalışmalarını başarısızlığa uğratan veya zorlaştıran konuların başında işletmeler gelmektedir. Çoğunluk tespiti nedeniyle, işletmelerde örgütlenmek oldukça zor olmakta, tespitlerde bir çok sorun yaşanmaktadır. Bunun en çarpıcı örneği gazetecilik, haberleşme, ticaret işkollarıdır.

Dolayısıyla işletmelere bağlı aynı işkolundan işyerleri için de işyeri toplu sözleşmesi bağıtlamanın önü açılmalıdır. Bir işletmede ve aynı işkolunda birden fazla işyerinde toplu pazarlık hakkı kazanılmış ise yürürlükte olan toplu sözleşme, sona erme tarihine kadar sonradan TİS yetkisi alınan işyeri içinde uygulanabilir. Takip eden TİS dönemi içinse tüm işyerleri için toplu pazarlık ortak yürütülebilir.

Ayrıca işkolu düzeyinde toplu sözleşme bağıtlama hakkının da önü açılmalıdır. Bu durumda işyeri düzeyinde bağıtlanan bir sözleşmenin, işkolu sözleşmesindeki hükümlerden daha düşük hükümler içeremeyeceği hükmü maddeye eklenmelidir.

Taslak Md-3 (2822-Md-9) TARAF SENDİKA ÜYELİĞİNDEN AYRILMA, ÇIKARILMA VEYA ÜYE OLMAMANIN SONUÇLARI:

Sendikaya üye olmayanların TİS’den yararlanması sendikanın onayına tabii kılınmalıdır. Ayrıca dayanışma aidatı miktarını belirlemek de yine sendikaya bırakılmalı veya en az üye aidatı olacak şekilde düzenlenmelidir. Aksi taktirde parasal menfaatler açısından sendikaya üye olanlar aleyhine bir durum söz konusu olmaktadır. Çünkü:

2822 sayılı Kanun’un 9. maddesine göre, toplu iş sözleşmesinden sendika üyesi işçilerin yararlanacağı, işyerinde sendika üyesi olmayan ve kapsam içi sendikasız işçilerin toplu iş sözleşmesinden yararlanmalarının, ancak dayanışma aidatı ödemeleri suretiyle mümkün olacağı ifade edilmiştir.

Ancak bu maddeye göre, sendikaya üye olmayanların, normal sendika üyelik aidatının yüzde 70’i oranında bir dayanışma aidatı ile toplu sözleşmeden yararlanabiliyor olması ve hatta dayanışma aidatı ödemese bile işverence kendisine toplu sözleşmenin parasal maddelerinin büyük oranda sağlanabiliyor olması, sendikal iradeye müdahaledir.

Dolayısıyla, işyerinde çalışan işçiler, toplu sözleşmeden yararlanmak veya yararlanmamak konusunda özgür iradelerini ortaya koymakta özgürdür. buradan yola çıkarsak sendikaya üye olmamak ve dayanışma aidatı ödememek, işçinin, toplu sözleşme düzeniyle işyerine giren ücret ve sosyal haklara ilişkin uygulamalardan yararlanmayacağını ilan etmesi anlamına gelir. İşverenin buna rağmen işçiye toplu iş sözleşmesinden kaynaklı parasal haklardan hak ve menfaat sağlaması, sendika kırıcılığı için başvurulan yollardan birisi olabilmektedir. Dolayısıyla, bu durum işçinin özgür iradesine sendikasız kalma yönünde müdahale olarak anlaşılmalıdır. Yasayla, normal aidatın yüzde 70’i olarak belirlenen dayanışma aidatı uygulamasının da yine aynı şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Taslak Md-5 (2822-Md-12) YETKİ:

İşkolu ve işyeri yetkisine ilişkin birinci fıkrada yapılan değişiklik yerindedir ancak, bu düzenlemeye ek olarak yüzde 2 oranında bir baraj eklenmelidir.

Bunun yanı sıra işletmelerde yarıdan fazla çoğunluğun işletme bütününe göre belirlenmesi yukarıda ilk maddede belirttiğimiz nedenlerden ötürü örgütlenme özgürlüğünü ciddi olarak kısıtlayan bir etkendir. Dolayısıyla işletmelerde de işyeri çoğunluğu sendikalara üye olan işyerleri için tek tek aranmalıdır.

Taslak Md-6 (2822-Md-13)

Üyelik fişlerinin işverene verilme zorunluluğu kaldırılmalı ve üyelerin işverene bildirilmesi ilk toplu sözleşme oturumunda yapılmalıdır. Aksi halde iyi niyetli olarak düşünülen bu bildirme zorunluluğu örgütlenme sürecinde işyerlerinde ciddi rahatsızlıklara yol açacaktır.

 Taslak Md-7 (2822-Md-15)

İtiraz sonucu açılan davalar nedeniyle bir çok sendikalaşma girişimi başarısızlığa uğramakta, sendikal irade ortaya koyan işçiler bir yıldan uzun süren mahkemeler nedeniyle toplu sözleşmelerine kavuşamamakta bu süreçte işten atılmalar ve baskılarla karşılaşmaktadırlar. Bu nedenle, itiraz söz konusu olduğunda işyerinin olduğu mahalde bulunan iş mahkemelerinden bilirkişi istenip, SSK kayıtları da dikkate alınarak yerinde yapılacak tespitle kısa vadede çözüm sağlanıp, toplu sözleşme süreci işletilebilir ve itirazda direnme olduğu takdirde toplu sözleşme prosedürüne etkisi olmadan İş Mahkemelerinde hukuki süreç devam ettirilebilir. Yargı kararı sonucu geçmişi bağlamaz ve ileriye dönük olarak taraflara karar gereği eksiklerini tamamlamaları istenebilir.

Bu veya benzer bir hızlı mekanizma kurulmaz ise bu durum işçilerin sendikalaşma ve toplu pazarlık hakkına ciddi bir kısıtlama olarak kalacaktır. 16 ve diğer maddeler de bu değişiklik paralelinde yeniden ele alınmalıdır.

Taslak Md-82822-Md-25

Bu maddeye ilişkin değişiklik olmamasına karşın bu maddeden “...Siyasi amaçlı grev, genel grev ve dayanışma grevi kanun dışı grevdir. İşyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnişler hakkında kanun dışı grevin müeyyideleri uygulanır.” cümlelerinin kanundan çıkarılması ve grev tanımının da buna göre yapılması yerinde olacaktır. 27. Madde de buna göre düzenlenmelidir.

Taslak Md-15 (2822-Md-29)

Bu işyerlerine özgü farklı bir yaptırım aracı bulunabilir. Her halde 29 ve 30. maddelerdeki grev yasaklarının daraltılması yerinde olacaktır.

Taslak Md-17 (2822-Md-33)

Bakanlar Kurulu’nun grev erteleme kararlarına kısıtlama getirilmeli, hangi durumlarda bu kararın alınabileceği açıkça belirtilmelidir.

Taslak Md-26/27/28/29/30/31 (2822-Md-70/71/72)

Grev yasaklarına ilişkin hapis cezaları kaldırılmalı ve para cezasına çevrilmelidir. Grev tanımında ve grev yasaklarında yapılacak değişikliklere bağlı olarak bu maddeler yeniden ele alınmalıdır.

Yüzde On Barajına İlişkin Alternatif Metin

Taslakta önerilen aşağıdaki kademeli düzenleme bizce de geçiş için uygundur.

Geçici madde 1- Bu Kanunun 12 ve 13 üncü maddelerinde geçen %10 ibaresi 1/2/2007 – 31/1/2009 tarihleri arasında  % 5, 1/2/2009- 31/1/2011 tarihleri arasında % 3,  1/2/2011- 31/1/2013 tarihleri arasında % 1, 1/2/2013 tarihinden itibaren ise % 0 olarak uygulanır.

 2) Sendikalar Kanunu Tasarı Taslağı

En son değişiklikler bizim esas olarak örgütlenme özgürlüğü için gerekli olduğunu düşündüğümüz teklifleri karşılamaktan uzaktır.

Madde 2 ve Madde 3:

Bu maddelere ve bağlantılı maddelere Federatif örgütlenmenin önünü açacak hükümler konulmalıdır. Bu şu açılardan önem taşımaktadır:

- Bölgesel anlamda ve il bazında yatay sendikal örgütlenmenin gelişmesi için Federatif Örgütlenme önemli bir platform işlevi görmektedir,

- İşkolu esasına göre örgütlenmenin olduğu bir ortamda, birbiriyle üretimin doğası, kullanılan hammadde, amaç, üretim araçları vb açılardan birbiriyle doğrudan ilintili olan işkolları arasında endüstriyel ilişkiler bağlamında bir ortaklık sözkonusudur. Örneğin mevcut taslakta da ayrı işkolları olan kağıt işkolu ile “iletişim, basın-yayın ve gazetecilik” işkolu arasında birbirini tamamlayan ve hatta kimi zaman aynı üretim birimi içerisinde iki işkoluna da giren işlerin olduğu durumlar söz konusu olacaktır. Özellikle ambalaj sanayinde kağıt ve karton ambalaj fabrikalarında bu durum söz konusudur. Kağıt işkolu ile basın-yayın işkolu arasında organik bir bağ vardır ve bir çok ülkede bu iki işkolu tek bir sendika tarafından örgütlenmektedir.

- BM’in “Ekonomik Aktivitelerin Sınıflandırılmasına İlişkin Uluslararası Standart”ın değiştirilmesine ilişkin hazırladığı en son taslakta, Bilgi ve İletişim ayrı bir hizmet işkolu olarak tanımlanmış ve yayıncılık faaliyetleri ile iletişim (radyo, televizyon programları, her türlü yayıncılık faaliyetleri, her türlü bilgi teknolojileri ve iletişim) bu işkoluna dahil edilmiştir. Her türlü baskı faaliyetleri (gazete-deri-kitap vb basımı, her türlü materyal üzerine baskı, cd- kaset kaydı, vb) imalat işkolu içerisinde “Matbaacılık ve kaydedilmiş medya araçlarının çoğaltımı” işkolu altında değerlendirilmiştir. Yine kağıt ayrı bir işkolu olarak değerlendirilmiştir. 

- Ancak bu işkolları, hizmet sektörü ile imalat sektöründe birbirini tamamlayan işkollarıdır. Aynı şirket, işletme, fabrika bünyesi içerisinde bulunabilmektedirler. Pek çok ülkede ayrı veya aynı sendikalar tarafından örgütlenen bu işkolları aynı federatif çatı altında buluşmaktadır.

- Mevcut durumda kimi işyerlerinin kağıt veya basın-yayın işkoluna girdiği konusunda sürekli ihtilaflar çıkmaktadır. Aynı durum ambalaj sektöründe sürekli yaşanmaktadır.

Bu çağdaş bir sendikal anlayışın geliştirilmesi ve güçlü bir sendikal yapılanma için gereklidir.

Madde 4: İşkolunun Belirlenmesine İlişkin Kriterler

Bu maddeyle ilgili bir tüzük hazırlanması veya işkolunun belirlenmesine ilişkin en temel ve uyuşmazlığa yol açmayacak kriterlerin maddeye konması veya tüzükte yer alacak ifadelerin önünün açılması çok önemlidir. Bu konuda uyuşmazlıkların önüne geçmek için iki ayrıntılı tanımın mutlaka yapılması gerekmektedir.

1) Bir işyerinin hangi işkoluna girdiği konusunda, kullanılan hammaddenin mi, nihayi malın/hizmetin mi belirleyici olacağı, aynı zamanda üretim sürecinde kullanılan makinaların kullanım amaçlarının, üretim birimlerinin birbiriyle bağının da bu konuda ne ölçüde belirleyici olacağı belirtilmelidir.

2) Yardımcı iş, asıl iş kavramları mutlaka temel kriterlerle ortaya konmalıdır.

Örneğin yine ambalaj sektöründe faaliyet gösteren işyeri/işletmelerden gidecek olursak,

- Kimi ambalaj işyerleri, plastik hammadde kullanıp rulo halinde baskılı ambalaj malzemesi (Baskılı plastik film) üretmektedir. İşyerinde, baskı makinaları, grafik tasarım birimleri mevcuttur. Kimi hallerde baskı, metal çubuk/levha üzerine kabartma yazı veya resim işlenerek yapılmaktadır.

- Kimi ambalaj işyerlerinde, plastik/metal önce işlenmekte, plastik/metal kutu/şişe haline getirilmekte, daha sonra üzerine doğrudan kabartma veya yapıştırma baskı yapılmaktadır.

- Kimi işyerlerinde, karton üretilmekte ve son aşamada baskılı ambalaj kutusu hazırlanmaktadır.

Bu örnekler çeşitlendirilebilir.

Ayrıca, bir çok kurumun, işletmenin, üniversitenin, belediyenin, idarenin, askeri birimlerin ayrı binalarda veya atölyelerde kendi baskı birimleri ve matbaaları mevcuttur. Bu işyerlerinde çalışan işçilerin çalışma koşulları, işçi sağlığı iş güvenliği, emeklilik koşulları dikkate alındığında bu işçilerin durumları bağımsız matbaalardaki işçilerden bağımsız değildir.

Bu işçiler, ister bir üniversitenin ister, belediyenin isterse başka bir kurumun baskı işlerini yapsın sonuçta matbaacılık işi yapmaktadır. Çalıştıkları işyerinin, işyerinin geri kalanıyla doğrudan bağlantısı yoktur. Hatta kimi durumlarda mali yönden dahi bağımsızdır.

Elbette, örneğin bir işyerinin her hangi bir noktasına konan fotokopi makinaları veya küçük baskı makinalarında çalışan işçilerin farklı bir işkolunda olması beklenemez ancak yukarıda anlattığımız birimlerin de yardımcı işkolu kapsamında değerlendirilmesi endüstriyel sınıflandırmanın ruhuna aykırıdır.

Madde 4- İşkolu Tespiti ve İtirazları

Bu maddeye eklenen son fıkra oldukça yerinde olmuştur ve mutlakta yasalaşması sağlanmalıdır. Ancak buraya, herhangi bir anlaşmazlığa yol açmamak için bir ilavenin yapılması gerekmektedir. Şöyle ki, işkolu tespitine yapılan itirazlar nedeniyle  toplu iş sözleşmesi prosedürünün askıya alınması, özellikle yeni örgütlenen işyerlerinde, örgütlenmeyi ciddi olarak tehdit etmektedir.

Örgütlenmesini tamamlayan ve çoğunluk tespiti için başvuran bir sendika için işkolu tespiti yargıya intikal etsin etmesin bekletici bir mesele olmamalı, yasanın sendikal örgütlenme özgürlüğünün sağlanması noktasında ruhuna uygun olarak, toplu sözleşme süreci devam etmeli ve yargı kararı sonrasında işçilerin örgütlü olduğu sendikayı değiştirmesi için belirli bir süre verilmelidir. Toplu sözleşme yetkisi de bu gibi durumlarda üyeliklerle birlikte başka bir sendikaya devredilebilmelidir.

Aksi halde, mevcut durumu dikkate aldığımızda, yargı sürecinin hiçbir zaman istenen hızda işlemeyeceği ve bu nedenle örgütlenme sırasında karşılaştığımız sorunların devam edeceği, örgütlenmenin kırılacağı bir gerçektir.

Ayrıca, sendikaların genel merkez, şube ve temsilciliklerinde çalışanların çalıştıkları sendikaya üye olmaları ile ilgili bir istisna sağlanmalıdır.

Madde 5-kurucularda Aranacak Nitelik

Sendikal çalışmaların nitelikleri dikkate alındığında, sendika kurucularının sadece okur yazar olması bizce yeterli değildir ve en az ilköğretim mezunu olması gerekmektedir.

Madde 15 Sendika Üyeliği:

Sendikaların sadece işkolunda mevcut çalışanları değil aynı zamanda, emeklileri, işsizleri ve hatta doğrudan kendi işkoluna öğrenci yetiştiren teknik liselerdeki öğrencileri de üye kaydedebilmelidir. Bu işçilerin de sendikal faaliyet alanı içerisinde danışmanlığa ve desteğe ihtiyacı olacağı muhakkaktır. Ve Çalışma öncesi ve sonrası, işsiz geçirilen süre, fiilen çalışılan süre içinde işçi bir bütün olarak ele alınmalıdır. Bu şekilde sendikaların işsizlere, öğrencilere, emeklilerine hizmet götürmesi sağlanabilir.

Bunun için mevcut üyelik sistemi aktif üyelik olarak tanımlanabilir ve bunun yanı sıra “Dayanışma Üyeliği” gibi bir kavram yasaya eklenebilir ve dayanışma üyeliği karşılığında bir dayanışma aidatı toplanıp toplanmayacağı veya miktarının belirlenmesi Genel Kurula bırakılabilir. Dayanışma üyeliği sendika üye sayısının hesabında dikkate alınmaz.

Madde 24: İşyeri Sendika Temsilcilerinin Güvencesi

Bu maddeye ayrıca amatör olarak sendika yönetiminde görev alanların da kesinlikle eklenmesi gerekmektedir.

Temsilciler için geçerli olan hükümlerin tümü amatör yöneticiler için de geçerli olmalıdır. Ayrıca, işe iade davasının kesinleşmesinden sonra işe başlamak için süresi içinde başvuran temsilci ve yöneticinin işe başlatılmaması halinde ayrıca mevcut tazminatın üzerinde bir tazminata veya kötü niyet tazminatına  hükmedilmelidir.

Madde 25: Sendikaya Üye Olup Olmama Hürriyetinin Teminatı

 Bu maddeye ayrıca işverenin Yeni Türk Ceza Yasasının 117 ve 118. Madde hükümlerini ihlal ettiği yargı kararıyla kesinleştiğinin anlaşılması halinde konuya muhatap işçilere belirli ek bir tazminat verilmesi hükmü eklenmelidir.

Yine işçinin sendikadan istifa etmesi veya başka bir sendikaya üye olması aksi taktirde işten çıkarılacağının işveren tarafından ifade  edilmesi veya hiç sözü edilmeden işten çıkarılmasının doğrudan Ceza Yasasının 117 ve 118. Madde hükümlerinin ihlali anlamına geleceği bu maddeye eklenmelidir.

Madde 26: Sendika ve Konfederasyonların Faaliyetleri

Sendikaların siyasi faaliyetlere katılabilmesinin önü açılmalı. Ayrıca taslak metnin üçüncü paragrafında yazılı olan tesislerin açılmasından sonra ilgili Bakalıklara devredileceği hükmü madde metninden çıkarılmalı.

Madde 28- Temel Yasaklar

Sendika ve konfederasyon organlarında görevli olanların mahalli seçimlerde veya milletvekili seçimlerinde seçilmeleri halinde sendikadaki görevlerinin devam etmesi sağlanmalıdır.

Madde 44- İşkolları

Bu konuda önceki taslakla ilgili belirttiğimiz görüşlerimiz yeni taslak metninde de karşılanmadığı için bu görüşlerimizi bir kez daha belirtmekte fayda görüyoruz. Ayrıca konuyla ilgili olarak Madde 2, Madde 3 ve Madde 4 kapsamında yaptığımız değerlendirmelerin de ayrıca dikkate alınması tamamlayıcı olacaktır.

“İletişim, Basın-Yayın Ve Gazetecilik”, İşkoluna İlişkin Değerlendirme

Bu taslakta da yine, mevcut kanun hükümlerinde olduğu gibi uluslararası normlar ve ülkemizin gerçekleri gözardı edilmiştir.

Önceki tüzüğün hazırlanmasında da yararlanılan Birleşmiş Milletlerin düzenlediği “Tüm Ekonomik Aktivitelerin Endüstriyel Sınıflandırılmasına ilişkin Uluslararası Standardı (ISIG)” Mart 2002 de revize edildi ve bu günlerde bir taslak metin tartışmaya açıldı.

Bu metne göre ekonomik faaliyet alanları A harfinden Q harfine kadar 16 ana bölüm ve bu bölümlerin altında 99 alt bölüm, alt bölümlerin altında yine gerektiğinde gruplar ve bu gruplara giren sınıflar halinde  belirlenmiştir.

Bakanlık taslağındaki “İletişim, basın-yayın ve gazetecilik” işkolunu incelerken uluslararası standardın (D) harfiyle simgelenen ana bölümü altında 22. alt bölümü ve (I) harfiyle simgelenen ana bölüm altındaki 64. alt bölümü incelememiz gerekmektedir.

(D) harfiyle simgelenen bölüm,  İmalat Sektörüne giren ekonomik faaliyetleri ve (I) harfiyle simgelenen Bölüm ise Ulaştırma Depolama ve İletişim Sektörüne giren faaliyetleri içermektedir.

(D) Bölümü, 22. Alt bölümünde, her türlü bilgisayar yazılımının, müzik ve video CD ve DVD lerinin çoğaltılması da dahil, tüm basım, yayım, matbaa ve gazetecilik, yayıncılık ve ambalaj baskı işleri aynı sektör içinde tanımlanmıştır. Hatta, gazete ve dergi gibi yayımların hem geleneksel yollardan hem de internet ortamında yayımlanması işi de yine bu sektör içinde tanımlanmış, sadece internet ortamında yapılan yayım işi başka sektöre bırakılmıştır.

Uluslararası standarda göre, gazetecilik ile basım ve yayımı birbirinden ayırmak mümkün değildir. Basın-yayın ve gazetecilik içi içe geçmiştir. Zaten 1980 öncesi bu iki faaliyet alanı aynı işkolunda tanımlanıyordu.

Aynı zamanda  gazeteciliğin ve basın-yayının birbirinden ayrı olması halinde işkolu tespitinde geçmişte olduğu gibi bir karmaşa yaşanacaktır. Bu nedenle bu iki faaliyet alanının aynı işkolunda değerlendirilmesi yerindedir.

Ayrıca, ambalaj ve grafik tasarım sektörleri de yine son yıllarda hızlı bir gelişme içerisine girmiştir. Uluslararası normlara göre bu faaliyetlerin basın yayın ve matbaa işi ile birlikte anılması gerekmektedir.

Diğer taraftan taslakta gazetecilik ve basın-yayınla aynı işkolunda tanımlanan iletişim faaliyetleri için aynı şeyi söylemek söz konusu değildir. 

Uluslararası standarda göre tüm iletişim aygıtlarının, makinalarının, araç ve gereçlerinin üretimi İmalat Sektörüne ( D ana bölümü) ve İletim ve Dağıtım dahil haberleşme ve telekominikasyon hizmetleri de (I) ana başlığı altındaki “Ulaştırma, Depolama ve İletişim” ana bölümüne dahil edilmiştir. Bu ana bölümün altındaki 64 sayılı alt bölümde posta, telefon gibi haberleşme hizmetleri dahil, her türlü işitsel, görsel veya diğer bilginin, kablo, uydu, radyo veya televizyon gibi araçlarla yayım ve dağıtımı tanımlanmıştır.

Çalışma Bakanlığının yeni taslağından