(BASIN-İŞ) TÜRKİYE BASIN, YAYIN, GRAFİKER VE AMBALAJ SANAYİ İŞÇİLERİ SENDİKASI (TÜRK-İŞ)

ANA SAYFA

DUYURU - 2008

02.05.2008 Polis Devleti Gölgesinde 1 Mayıs!
26.04.2008 1 Mayıs'ta Alanlarda Olacağız...
08.03.2008 8 Mart Kadınların Onurlu Mücadelesinin Adıdır...
02.04.2008

NEDEN? (Genel Başkanımız Yakup Akkaya'nın 1 Nisan'daki eylemleri engellemeye dönük polis müdahalesine ilişkin yaptığı basın açıklaması)

31.01.2008 İstanbul Davutpaşa'da Yaşanan İşçi Katliamıdır
01.01.2008 Tüm Üyelerimize Mücadele Azmiyle Dolu, Yılgınlığın Olmadığı, Başarılı Bir Yıl Diliyoruz
POLİS DEVLETİ GÖLGESİNDE 1 MAYIS

Tarih: 02.05.2008

1920'de "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" ilkesiyle yola çıkan bir anlayıştan, "Ayakların başları yönettiği yerde kıyamet kopar" anlayışına geldik. Ve bu yaklaşımın aslında bugünkü iktidarın gerçek yüzünü gösterdiğine de 1 Mayıs'ta tanık olduk.

İşçilerin Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü olan 1 Mayıs'ta, polis devletini aratmayacak ölçülerde şiddet ve müdahalelerle karşı karşıya kaldık.

Oysa bu ülkenin işçileri, emekçileri, vatandaşları olarak, yasal temsilcilerimiz olan Türk-İş, DİSK ve KESK'in çağrısıyla, sendikalarımızın iradesiyle Anayasal zeminde hak ve özgürlüklerimizi kullanarak, 1 Mayıs'ı Taksim'de barış içinde kardeşçe, 1977'de ölen arkadaşlarımızı anarak kutlamak istedik.

Ancak, bu 1 Mayıs'ta polis bizlere işgalci güçlermişiz gibi büyük bir şiddetle saldırdı. Evet, bu 1 Mayıs'ta Taksim sanki bir başka memleket, bizler de işgalci güçlerdik. Taksim'in, panzerlerle, binlerce polis ve jandarmayla ablukaya alınması yetmedi, işçi ve emekçilere, hatta o sokak ve alanlara giren herkese, panzerlerle, gazla, copla saldırıldı.

Polisin uyguladığı şiddet, tam da Vali'nin açıklamasına uygun olarak adeta provokasyon gibiydi. Aranan provakatör belli oldu. İktidar, iktidarın uydusu vali ve emniyet güçleri. Hatta, atılan gaz bombaları,  yer yer çekilen silahları, sabahın 6.30'unda DİSK Genel Merkezinden başlayarak, toplanan sendikacı, işçi ve emekçilere yapılan saldırılarıyla polis terörüydü.

Binlerce sendikacı, işçi ve emekçi gibi, Başkanımız, Genel Merkez Yöneticilerimiz, Şube Yöneticilerimiz, üyelerimiz, bir dizi toplantı için ülkemize gelen Uluslararası Örgütümüzün Grafik Bölümü Başkanı ve eşi de bu şiddetten nasibini aldı.

Bu şiddetin bir amacı var. Sosyal Güvenlik ve Sağlık haklarımızı elimizden alan yasanın gündeme alınması ve mecliste kabul edilmesi sürecinde ortaya çıkan birleşik sendikal mücadeleyi şiddetle bastırmak ve dağıtmak, işçi ve emekçileri korkutup yıldırmak, bugünlerde gündeme aldıkları istihdam paketini, işsizlik sigortası ve kıdem tazminatımız üzerindeki emellerini, yeni özelleştirme hedeflerini gerçekleştirmek için uygun ortam hazırlamak, yolsuzlukları, içinden geçmekte olduğumuz ekonomik krizi, saklanan enflasyonu  saklamak.

İşine geldiğinde demokrasiye ve özgürlüklere sığınan iktidar, işine gelmediğinde yani bizlerin, işçi ve emekçilerin hak ve özgürlükleri söz konusu olduğunda gerçek yüzünü göstermekte, "hakim benim, ben ne dersem olur" anlayışıyla hareket etmekte, söz ve kararlarını padişah buyruğu gibi kabul etmemizi beklemektedir.

Bu ülkede hangi iktidar olursa olsun, atacağı siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik tüm adımlar bizleri yani emekçileri, işçileri doğrudan ilgilendirmektedir. Bu nedenle de alınan kararlar üzerine söz söyleme, tepkimizi dile getirme hakkımız vardır. Bu hakkı biz, ülkemizin demokratik, laik ve hukuk düzeninden  alıyoruz. Bu ülkenin sahibi bizleriz. Hakimi bizleriz. Seçimle kendisine yönetme görevi verilenler, bu ülkenin sahibi olduklarını sanmasın. Yönetenin, ülkeye sahip olduğu devirler geride kaldı. Padişahlık düzeninde kaldı. Böyle bir düzeni getirmek isteyenlere cevabımız şudur.

Bizler bu ülkede, ne tebaa, ne kul ne de köleyiz. Bizler yurttaşız. Bu ülkenin hakimleriyiz. Bu hakimiyeti de hiç kimseye kaptırmaya niyetimiz yoktur.

 

İŞÇİ HAKLARINA SENDİKAL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERE SAHİP ÇIKACAĞIZ!

SOSYAL DEVLETİ YIKTIRMAYACAĞIZ!

1 MAYIS’TA ALANLARDA OLACAĞIZ!

Tarih: 26.04.2008

İşçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs, bu yıl emekçiler için dönüm noktası olacak bir zamanla çakıştı.

Ülke genelinde gösterdiğimiz kitlesel tepkilere rağmen siyasal iktidar, bizleri yalancılıkla suçlayarak, Sosyal Güvenlik Reformu adı altında geleceğimizi, sosyal güvenliğimizi ve sağlımızı yerli ve uluslararası sermayenin kâr alanına terketti.

Emeğimizin sömürülmesi anlamına işçi tacirleri eliyle kiralık işçilik sistemini getirmek ve kıdem tazminatı hakkımızı özel emeklilik şirketlerinin emrinde fona devretmek için istihdam paketi adı altında yeni saldırı yasalarını gündemine aldı.

Siyasal iktidar, ekonomide çizdiği pembe yalanlarla, özelleştirme yağmasıyla, toprak yağmasıyla, enflasyon ve vergi üzerinden alınterimizin yağmasıyla, teşvikleriyle sermayeye kol kanat gererken, tersanelerdeki ve daha pek çok işyerindeki insanlık dışı çalışmalar nedeniyle yaşamını yitirenlere, hasat peşinde yolda ölenlere, sakat kalanlara, açlık, yoksulluk ve işsizlik kıskacında yaşama savaşı verenlere sırtını döndü.

Ama yılgınlık yok. Mücadele olmadan kazanım yok. Ya kaybetmeye alışacağız, ya da kazanmaya başlayacağız. Kazanmak için tek yolumuz var. O da örgütlü gücün ve mücadelenin bilinciyle, işçisi, memuru, çiftçisi, mavi yakalısı, beyaz yakalısı hep birlikte omuz omuza birleşik bir mücadeleyi sokaklardan, işyerlerinden, alanlardan örmek. O halde,

“Sosyal Güvenliksiz ve Sağlıksız Bir Geleceğe Hayır” diyen,

“Kiralık işçiliğe, kıdem tazminatının gaspına HAYIR” diyen,

“Sömürüye, Açlığa, Yoksulluğa, Teröre ve Savaşa HAYIR” diyen,

“Sosyal Devlete, Sosyal Adalete ve Demokrasiye EVET” diyen,

“Emeğe Saygı, İnsanca Yaşam” isteyen

İŞÇİ ARKADAŞ, GÜN BUGÜNDÜR!

DAHA ADİL, DAHA EŞİT, BARIŞ İÇİNDE, ÖZGÜRLÜKÇÜ, GELİRİN EŞİT PAYLAŞILDIĞI BAŞKA BİR TÜRKİYE VE BAŞKA BİR DÜNYA İÇİN,

BASIN-İŞ SENDİKASI OLARAK ULUSLAR ARASI BİRLİK, DAYANIŞMA VE MÜCADELE GÜNÜ OLAN 1 MAYIS’TA, KONFEDERASYONUMUZ TÜRK-İŞ’İN TAKSİM’DE YAPACAĞI KUTLAMALARA KATILACAĞIZ.

1 MAYIS’TA HAYDİ ALANLARA

 

(Genel Başkanımız Yakup Akkaya'nın 1 Nisan'daki eylemleri engellemeye dönük

polis müdahalesine ilişkin yaptığı basın açıklaması)

NEDEN?

Tarih: 02.04.2008

Mecliste geleceğimizi elimizden alan, mezarda emekliliği dayatan, sağlığı paralı hale getiren, yıpranma hakkımızı ortadan kaldıran sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası yasası görüşülüyor.

Alanlarda ise bu ülkenin emekçileri, bu ülkenin çocuklarına ve kendinden sonraki işçi kuşaklarına onurlu bir gelecek bırakmak isteyen halkı, haklı taleplerini haykırıyor. En temel hakkını, insanca yaşam hakkını savunmak için demokratik tepkisini dillendiriyor.

Bir anda bildik görüntüler çıkıyor yine ortaya. Polis saldırısı, eylemin engellenmeye çalışılması, coplar, yerlerde sürüklenen kadınlar, erkekler, gençler…

Yıpranma hakkı elinden alınan gazeteciler görevlerini yaparken polis tarafından ‘yıpratılıyor’, matbaa işçileri alanlarda, geleceklerine sahip çıkan öğrenciler, işçiler, sağlık emekçileri alanlarda… Bu ülkenin vergisini ödeyen, ülkenin gelişmesine katkıda bulunan, üreten, ‘biz bu ülkeye sahip çıkıyoruz’ diyen güçleri alanlarda.

Ve yine susturulmak isteniyor yaşam hakkını savunan sloganlar, eşitlikçi bir yaşam için yükselen sesler…

Neden?

Üreten bizleriz, yaşamı yaratan bizleriz…

Vergisini ödeyen bizleriz…

Bizler, çalışma koşullarının gün geçtikçe kötüleştiği ülkemizde insan gibi yaşamak isteyenleriz…

Hergün ölüm haberleri geliyor tersanelerde çalışan arkadaşlarımızdan, tekstilde 12-13 saate vardı çalışma süreleri, sağlığımızı tehdit eden koşullarda çalışırken yıpranma hakkımız alınıyor elimizden. Ve mecliste bizler tarafından seçilen milletvekilleri, hayatımız üzerine pazarlıklar yürütüyor.

Bizler insanız, en temel hakkımız için, yaşam hakkımız için alanlardayız.

Yok topumuz, tüfeğimiz, copumuz, gaz bombamız; yalnız onurumuz, kararlılığımız, mücadele azmimiz var, örgütlü gücümüz var, üretimden gelen gücümüz var bizim.

Ve soruyoruz, neden yine bizim üzerimize iniyor coplar, neden sloganlarımız bile bu denli rahatsız ediyor geleceğimizi elimizden almaya çalışanları, bizim alınterimizle kurulan ülkemizin en temel değerlerini satanları?

Köleliği kabul etmemek mi suçumuz?

Şimdi karar zamanı. Şimdi emekçiler bir karar verecek. Şimdi bu ülkenin duyarlı halkı bir karar vermek zorunda. Ya en temel haklarımız, sosyal güvenliğimiz, kıdem tazminatımız elimizden alınırken susacağız ve ortak olacağız işçilerin ‘köleleştirilmesi’ suçuna, ya da mücadele edeceğiz. 1 Nisan günü tüm baskılara rağmen direnen ve Kızılay’ı giren emekçiler gibi, 15-16 Haziranları, 1 Mayısları yaratanlar gibi, bugünkü haklarımızı almamızı sağlayan mücadeleleri yürüten işçi kuşakları gibi dolduracağız alanları. Seslerimiz ‘milletin vekillerinin’ yani bizim seçtiklerimizin, yani bizi temsil etmesi gerekenlerin kulaklarına ulaşana kadar.

İnsana yaraşır onurlu bir yaşam, eşitlik ve özgürlük için, bağımsız bir ülke için…

Saygılarımla,

Merkez Yönetim Kurulu adına,
Yakup Akkaya
Genel Başkan

 
8 MART KADINLARIN ONURLU MÜCADELESİNİN ADIDIR

Tarih: 08.03.2008

  Son dönemlerde, dünyanın her yerinde insanlar özgürlükten söz ediyor. Kadınların özgürlüğünden, ülkemizin gün geçtikçe daha özgür bir ülke olduğundan dem vuruyor politikacılarımız. Oysa bir yandan işçi sınıfını, kadın işçileri her gün daha kötü yaşam koşullarına mahkum eden yasalar çıkartılıyor. Yılların mücadelesi ile kazanılan 8 saatlik işgünü, kıdem tazminatı, sosyal güvenlik, sağlık gibi haklarımız adım adım alınıyor elimizden. Toplumsal eşitsizlikler gün geçtikçe artıyor, yoksullarla zenginler arası mesafe her geçen gün büyüyor. Özgürlüklerden bahsediyorlar, eşitlik olmadan özgürlük olabilirmiş gibi… Eşitsizlikler her gün büyüyor dünyada oysa ki… Tüm bu süreçten de en çok kadın işçiler etkileniyor. Oysa kadın işçiler büyük mücadeleler vermişlerdi, daha eşitlikçi bir dünya yaratmak için; çok kan dökülmüştü, bizim bugünkü yaşam ve çalışma koşullarımızın sağlanması için.

      Bugün ise, o hakları bir bir yitirme noktasına geldik. Son dönemde gündemde olan yasa tasarıları genelde tüm işçilerin yaşam ve çalışma koşullarında ciddi bir gerileme anlamına gelirken, kadın işçiler açısından eşitsizliğin daha da artması anlamına gelmektedir. Mart ayında yasalaşması beklenen Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı ile,

kadınların emeklilik yaşının 65’e çıkartılması;

emeklilik, dul ve yetim maaşlarının azaltılması;

emeklilik için gereken prim ödeme gün sayısının artırılması;

kız çocuklarının yetim maaşı ve sağlık hizmetlerinden yararlanma yaş sınırının erkeklerle eşitlenmesi;

basın, matbaa ve ambalaj sanayi gibi sektörlerde yıpranma hakkının kaldırılması

gibi hak kayıpları gündemdedir.

      Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın üzerinde çalışmakta olduğu İstihdam Paketi’ne ilişkin basında yer alan açıklamalarda ise, paketin, kadın istihdamını son derece olumsuz yönde etkileyecek emzirme odaları ve kreşlerin işveren yükümlülüğünden çıkartılması gibi hükümler içerdiği yer almaktadır.

      2007 yılı bir yandan işçi kadınlar olarak pek çok kazanımın elimizden alındığı bir yıl olurken; aynı yıl bir yandan da sistemli, inatçı, örgütlü mücadelenin kazanımlarına imza atıldı. Novamed’de 79’u kadın 81 grevci işçi, ondört ay süren grevleri sonucunda sendika hakkını kazandı. 2008’in de saldırılar anlamında çok daha yoğun bir yıl olacağı daha ilk aylardan ortaya çıkmıştır. İki seçeneğimiz var, ya susacağız, işçilerin yılların mücadelesi ile kazandığı hakların elimizden alınmasını seyredeceğiz ya da kendimize 8 Mart’ları, 1 Mayıs’ları yaratanları, mücadeleleri tarihe damga vuranları, mesela Novamed’in mücadeleci kadınlarını örnek alacağız ve bizden sonraki işçi kuşaklarına, kendi çocuklarımıza onurlu, bağımsız ve yaşanabilir bir ülke yaratma mücadelesi içinde yer alacağız.

      2008 yılına sermayenin değil, işçi sınıfı ve kadın işçilerin mücadelelerinin damga vurması umuduyla, hepinizin 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN.

 

Saygılarımla,

Merkez Yönetim Kurulu adına,

Yakup AKKAYA

Genel Başkan

 
İSTANBUL DAVUTPAŞA'DA YAŞANAN İŞÇİ KATLİAMIDIR

Tarih: 31.01.2008

Bugün İstanbul Davutpaşa’da küçük ve orta boy atölyelerin olduğu bir iş merkezinde işçi katliamı yaşandı. Patlama sonucu İş merkezinin 3 katı çöktü ve çevredeki 200’e yakın işyerinde ağır hasar meydana geldi.

 

Son açıklamalara göre 20 civarında işçi yaşamını yitirirken, 4’ü ağır olmak üzere 100’den fazla işçi yaralandı. Enkaz altında halen ulaşılmayı bekleyen çok sayıda işçi olduğu söyleniyor.

 

Patlamanın tekstil yıkama kazanından veya boya atölyesinden kaynaklanabileceği bildiriliyor. Aynı iş merkezinde hiçbir şekilde denetlenmeyen tekstil yıkama taşlama atölyesi, boya atölyesi ve maytap atölyesi bulunması katliama davetiye çıkarıldığını gösteriyor.

 

Çevrede çalışan emekçiler belediyeyi bölgede her sene patlamalar olmasına rağmen hiç bir denetim yapmadan ruhsat vermekle eleştirdiler. Emekçiler "Bu sanayi sitesinde bomba hariç herşey üretiliyor, her sene patlama oluyor, belediye hiç uğramıyor" dediler.

 

Bu patlama ve katliam, yaygın işsizlik ve yoksulluk ortamında yararlanarak, emekçilerin ruhsatsız, sağlıksız ve iş güvenliği  tedbirlerinin alınmadığı işyerlerinde sigortasız kayıtdışı çalıştırmaya izin veren politikaların ürünü.

 

Bu patlama ve katliam, vahşi üretim koşullarında emekçilerin sömürüldüğü bir düzenin hüküm sürdüğüne, sermaye için süratle çıkarılan onlarca yasal düzenlemeye rağmen işçiler için yasal korumaların sağlanmadığına ve dolayısıyla siyasi iktidarların sömürüye göz yumduğuna kanlı bir kanıt.

 

Özel sektörü denetleyemediğini açıkça ilan eden, kayıtdışını yüzde 50 olarak açıklayan iktidar, yıllardır tüm kamu kuruluşlarını, sosyal güvenlik sistemini, sağlık ve eğitimi de adım adım bu denetleyemediği sermayenin kontrolüne terk ediyor.

 

Katliama neden olan işverenler kadar, denetim görevlerini yapmayarak bu katliama davetiye çıkaran tüm kurum ve kişileri lanetliyor hayatlarını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifalar diliyoruz.

 

Saygılarımızla,

 

Genel Merkez

Yönetim Kurulu Adına,

Yakup Akkaya

Genel Başkan

 

 

TÜM ÜYELERİMİZE, MÜCADELE AZMİYLE DOLU,

YILGINLIĞIN OLMADIĞI, BAŞARILI BIR YIL DİLİYORUZ

Tarih: 01.01.2008

2007 yılını tamamlarken işçiler açısından zor bir yılı geride bıraktık. Gene rant ekonomisi kazandı; üretim yapamadık; ithal malların yarattığı çılgın bir tüketim toplumu olduk; kredi kart borçları inanılmaz oranda yükseldi. AKP’nin uyguladığı vahşi ve geleceği karanlık IMF ve Dünya Bankası politikaları sonucu işsizlik arttı ve sosyal devlet olgusu tamamen ortadan kalktı. Bunun sonucunda da yoksulluk arttı. AKP’nin sosyal devlet anlayışı makarna ve kömürle anlatılır oldu.

Sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik dahil herşeyin piyasalaştırıldığına, emek sömürüsünün her geçen gün arttığına tanık olduk. Sadece bizlerin geleceğinin değil, çocuklarımızın da bizimle aynı karanlığı yaşamasının temelleri atıldı.

Eğitimde fırsat eşitliği ortadan kaldırıldı. Bir yandan devlet okullarında eğitimin kalitesi düşürülürken, iyi eğitimin yolu dersanelere ve özel okullara açıldı, yani parası olana. Peki emekçiler, çocuklarına iyi bir gelecek hazırlama olanağına sahip mi? Hayır. Peki neden? Çünkü, henüz birkaç gün önce belirlenen asgari ücretle, 5 milyon civarında işçi yani aileleriyle birlikte 20 milyon insan, karnını doyursa şükredecek bir duruma getirildi.

Böylesi uygulamalar ve sonuçları, sermayenin dini, imanı, milliyeti olmadığını bizlere gösterdi. Bir tarafta Alman sermayedarın Mersin’deki fabrikasında çalışan işçiler 400 gündür, diğer tarafta Yörsan işyerinde işten atılan 400 işçi,  Türkoğlu ve E-Kart işçileri hakları için mücadele ediyorlar. Yurdun dört bir tarafında emekçiler işleri, aşları ve sendikaları için mücadele ediyor.

Bizlerin, bugünlerde ayakta kalması ve ekmeğine, aşına, sosyal ve ekonomik haklarına, kazanımlarına sahip çıkabilmesi için, mutlu bir gelecek için tek bir yol var.  Örgütlü Mücadele. Ve o yolun taşları da, dayanışma ile örülü. Geleceğimiz, mutlu yarınlar bizim ellerimizde.

Bu nedenlerle 2008 yılının toplumsal haklar açısından mücadele yılı olacağı açık. Hükümetin emekçi hakları konusundaki umursamaz tavrı da bunu gösteriyor.

Hepinizin yeni yılını kutluyor, mutlu günlerin hayali ile değil, onu elde etmek için mücadele azmiyle dolu olarak, yılgınlığın olmadığı başarılı bir yıl geçirmenizi diliyoruz.

Saygılarımızla,

Merkez Yönetim Kurulu adına,

Yakup Akkaya

Genel Başkan

 

TÜRKİYE BASIN, YAYIN, GRAFİKER VE AMBALAJ SANAYİİ İŞÇİLERİ SENDİKASI

ADRES: Necetibey Caddesi, Hanımeli Sokak, No:26/7 Sıhhiye - ANKARA/TÜRKİYE   TEL: (+90) 312 230 29 08   FAX: (+90) 312 229 43 15

e-mail: basinis@basin-is.org    web sitesi: www.basin-is.org   

web tasarım ve güncelleme: Fatih Aydemir, Basın-İş Uzmanı