POLİS DEHŞETİ GÖLGESİNDE

 

 

1 MAYIS 2008

 

1920'de "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" ilkesiyle yola çıkan bir anlayıştan, "Ayakların başları yönettiği yerde kıyamet kopar" anlayışına geldik. Ve bu yaklaşımın aslında bugünkü iktidarın gerçek yüzünü gösterdiğine de 1 Mayıs'ta tanık olduk.

İşçilerin Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü olan 1 Mayıs'ta, polis devletini aratmayacak ölçülerde şiddet ve müdahalelerle karşı karşıya kaldık.

Oysa bu ülkenin işçileri, emekçileri, vatandaşları olarak, yasal temsilcilerimiz olan Türk-İş, DİSK ve KESK'in çağrısıyla, sendikalarımızın iradesiyle Anayasal zeminde hak ve özgürlüklerimizi kullanarak, 1 Mayıs'ı Taksim'de barış içinde kardeşçe, 1977'de ölen arkadaşlarımızı anarak kutlamak istedik.

Ancak, bu 1 Mayıs'ta polis bizlere işgalci güçlermişiz gibi büyük bir şiddetle saldırdı. Evet, bu 1 Mayıs'ta Taksim sanki bir başka memleket, bizler de işgalci güçlerdik. Taksim'in, panzerlerle, binlerce polis ve jandarmayla ablukaya alınması yetmedi, işçi ve emekçilere, hatta o sokak ve alanlara giren herkese, panzerlerle, gazla, copla saldırıldı.

Polisin uyguladığı şiddet, tam da Vali'nin açıklamasına uygun olarak adeta provokasyon gibiydi. Aranan provakatör belli oldu. İktidar, iktidarın uydusu vali ve emniyet güçleri. Hatta, atılan gaz bombaları,  yer yer çekilen silahları, sabahın 6.30'unda DİSK Genel Merkezinden başlayarak, toplanan sendikacı, işçi ve emekçilere yapılan saldırılarıyla polis terörüydü.

Binlerce sendikacı, işçi ve emekçi gibi, Başkanımız, Genel Merkez Yöneticilerimiz, Şube Yöneticilerimiz, üyelerimiz, bir dizi toplantı için ülkemize gelen Uluslararası Örgütümüzün Grafik Bölümü Başkanı ve eşi de bu şiddetten nasibini aldı.

Bu şiddetin bir amacı var. Sosyal Güvenlik ve Sağlık haklarımızı elimizden alan yasanın gündeme alınması ve mecliste kabul edilmesi sürecinde ortaya çıkan birleşik sendikal mücadeleyi şiddetle bastırmak ve dağıtmak, işçi ve emekçileri korkutup yıldırmak, bugünlerde gündeme aldıkları istihdam paketini, işsizlik sigortası ve kıdem tazminatımız üzerindeki emellerini, yeni özelleştirme hedeflerini gerçekleştirmek için uygun ortam hazırlamak, yolsuzlukları, içinden geçmekte olduğumuz ekonomik krizi, saklanan enflasyonu  saklamak.

İşine geldiğinde demokrasiye ve özgürlüklere sığınan iktidar, işine gelmediğinde yani bizlerin, işçi ve emekçilerin hak ve özgürlükleri söz konusu olduğunda gerçek yüzünü göstermekte, "hakim benim, ben ne dersem olur" anlayışıyla hareket etmekte, söz ve kararlarını padişah buyruğu gibi kabul etmemizi beklemektedir.

Bu ülkede hangi iktidar olursa olsun, atacağı siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik tüm adımlar bizleri yani emekçileri, işçileri doğrudan ilgilendirmektedir. Bu nedenle de alınan kararlar üzerine söz söyleme, tepkimizi dile getirme hakkımız vardır. Bu hakkı biz, ülkemizin demokratik, laik ve hukuk düzeninden  alıyoruz. Bu ülkenin sahibi bizleriz. Hakimi bizleriz. Seçimle kendisine yönetme görevi verilenler, bu ülkenin sahibi olduklarını sanmasın. Yönetenin, ülkeye sahip olduğu devirler geride kaldı. Padişahlık düzeninde kaldı. Böyle bir düzeni getirmek isteyenlere cevabımız şudur.

Bizler bu ülkede, ne tebaa, ne kul ne de köleyiz. Bizler yurttaşız. Bu ülkenin hakimleriyiz. Bu hakimiyeti de hiç kimseye kaptırmaya niyetimiz yoktur.  

TÜRKİYE BASIN, YAYIN, GRAFİKER VE AMBALAJ SANAYİİ İŞÇİLERİ SENDİKASI

ADRES: Necetibey Caddesi, Hanımeli Sokak, No:26/7 Sıhhiye - ANKARA/TÜRKİYE   TEL: (+90) 312 230 29 08   FAX: (+90) 312 229 43 15

e-mail: basinis@basin-is.org    web sitesi: www.basin-is.org   

web tasarım ve güncelleme: Fatih Aydemir, Basın-İş Uzmanı