(BASIN-İŞ) TÜRKİYE BASIN, YAYIN, GRAFİKER VE AMBALAJ SANAYİ İŞÇİLERİ SENDİKASI (TÜRK-İŞ)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


1 MAYIS ANA SAYFA

 

2008 1 Mayıs'ı polis dehşeti gölgesinde geçti. Değerlendirme için tıklayın...

1 MAYIS 2008 FOTOĞRAFLARI...

2008 1 Mayıs bildirisini okumak için tıklayınız...

İŞÇİ HAKLARINA SENDİKAL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERE SAHİP ÇIKACAĞIZ! SOSYAL DEVLETİ YIKTIRMAYACAĞIZ! 1 MAYIS’TA ALANLARDA OLACAĞIZ!

Basın-İş 1 Mayıs 2007 Bültenini okumak için tıklayın...

2007 1 Mayıs'ında Taksim Savaş Alanına Döndü! Haber ve fotoğraflar için tıklayın...

1 Mayıs'ın Doğuşu. Okumak için tıklayın...

Türkiye'de 1 Mayıs'ın Kısa Tarihçesi. Okumak için tıklayın...

1 MAYIS MARŞI. Okumak için tıklayın...

 

1 Mayıs'ın Doğuşu

Çok çalışmaktan yorulduk/ Yaşamaya ancak yetecek kadar para/ Düşünceye zaman yok/ Güneş ışığını hissetmek istiyoruz;/ Çiçekleri koklamak istiyoruz;/ Tanrının bunu istediğinden eminiz ve 8 saati alacağız./ Doklardan dükkan ve fabrikalardan güçlerimizi biraraya getirdik:/ Sekiz saat çalışma,/ Sekiz saat dinlenme/ Bunu başaracağız." (8 saat şarkısı)

"Bir günlük isyan-daha azı değil. Emeğin dünyasını egemenlik altında tutan kurumların sefil sözcülerinin denetimi dışında bir gün. Emeğin kendi yasalarını yaptığı ve bunları uygulamaya koyma gücünü elde ettiği bir gün. Emekçi ordusunun birliğinin yarattığı muhteşem gücün, dünyanın tüm halklarının kaderlerini ellerinde tutanlara karşı çevrildiği bir gün." AFL-Amerikan Emek Federasyonu'nun bir bildirisinden-1885)

8 saatlik çalışma hareketini başlatan işçiler, Avrupa işçi sınıfının soylu ideallerine ve ABD doğumlu beyaz işçilerin "aristokratik" görünümlerine karşın, çoğunluğunu göçmenlerin oluşturduğu "barbarlar, vahşiler, Orta Avrupalı cahiller, yüksek Amerikan değerlerini anlamaktan uzak adamlar" olarak tanımlanıyorlardı.

Amerika'da yüzyılın sonunda ortaya çıkan hızlı sanayileşme, yoğun bir emek gücü ihtiyacı ortaya çıkarmış, işsizliği azaltarak, ücretleri yükseltmişti. Ancak işçilerin yaşam koşullarının iyileşmesi fazla uzun sürmedi. 1873'de başlayan depresyon, uzun çalışma saatleri, düşük ücretler, örgütlenme yasakları gibi saldırıların devreye sokulmasına neden oldu.

"Bolluk" döneminin sona ermesiyle, işçiler açlığı yakıcı biçimde hissetmeye başladı. İşsizlik ve vasıflı işçilerin makinalaşma süreciyle tasfiye edilmesi, işçi sınıfının bileşiminde tarihsel bir değişimi tetikledi. Artık işçiler, günde 18 saat çalışmaya zorlanıyorlar, yine de aldıkları düşük ücretler sefaletlerini gidermeye yetmiyordu. Bu tarihsel dönüşüm sürecinde sanayi kentlerinin varoşlarına atılan işsizler ve yeni göçmenler, birbirlerine karşı kışkırtılıyor, aralarında etnik çatışmalar çıkartılmaya çalışılıyordu. Ancak sefalet, açlık ve işsizlik "yeni dünyanın" vaat ettiği umutları boşa çıkarırken, açlığa ve kötü çalışma koşullarına karşı isyanın ilk biçimleri de ortaya çıkmaya başlamıştı. Bilinçli işçilerin hareket alanları genişliyor; yeni bir dünyanın hayalini kuran işçilerin sayısı hızla artıyordu. Ekonomik amaçlı grev hareketleri kanlı isyanlara dönüşüyor ve bu tip hareketler sınıfın bütünü içinde hızla yaygınlaşıyordu. Amerikan sermayesi, bu mücadele sürecinde tehlikeli bir politik hareketle karşı karşıya kaldığını anlamaya başladığında, işçiler, Avrupa’daki sınıf kardeşleriyle aynı talepler uğruna harekete geçmeye başlamıştı.

1877 yılında demiryolları grevinin katliamlarla bastırılmasının ardından bir süreliğine durgunlaşan isyan dalgası tekrar yükselmeye başladığında; baskı ve yıldırma daha sert biçimde devreye sokuldu.

İşçiler de bu tarihsel süreçte örgütlü yapılarını güçlendiriyorlardı. Gizli dernekler, sendikalar, işçi sınıfı partileri oluşturuldu.

İşçi örgütlenmelerinin en önemlilerinden birisi "Hepimiz Birimiz İçin" sloganıyla hareket eden Emek Şövalyeleri’ydi. Hem kalifiye hem kalifiye olmayan işçileri örgütleyen, siyah işçileri saflarına katan ve çok sayıda militan kadın örgütçüye sahip olan Şövalyeler’in 1878’de kabul ettiği anayasası "çalışma saatlerinin günde 8 saatle sınırlanmasını" istiyordu. Böylece işçilerin toplumsal ilişkiler ve zihinsel gelişim için daha çok zamanları olacaktı. 8 saat talebi Emek Şövalyeleri’nin dışındaki işçi örgütleri tarafından da sahiplenilmeye başlarken, işçi hareketi 8 saat mücadelesiyle ortak bir odak noktasına kavuştu. 8 saat talebi, sadece ekonomik bir talep olmaktan çıkarak, işçi sınıfının daha iyi bir yaşam isteğinin cisimleştiği bir talebe dönüşüyordu.

ABD’deki Ulusal İşçi Birliği ile Avrupa’daki 1. Enternasyonal olarak bilinen Uluslararası İşçi Birliği’nin aynı talebi benimsedi.

İşçilerin çalışma saatlerinin düşürülmesi yönündeki mücadelesi, gerçekte ilk olarak günde on saat çalışmayı talep eden ve 1790'lardan 1830'lara kadar süren grev dalgasıyla başlamıştı. 10 saatlik işgünü için verilen mücadele sırasında oluşan örgütler, 8 saat mücadelesinin de yürütücüleri oldular. Talep ülkenin bütününde bir dalga halinde yayılırken, 10 Ekim 1863'te önde gelen gazetelerden biri olan Finscher's Trades' Review 8 saat talebi etrafında oluşturulan kampanyayı, “Bugün bu bayrağı direğe asıyoruz: Günde Sekiz Saat Çalışma'” sözleriyle destekliyordu. 8 saat mücadelesi öylesine kabul görmüştü ki işçiler, "Sekiz Saat Sigaralarını" içiyor, "Sekiz Saat Ayakkabıları"nı giyiyor, "Sekiz Saat Şarkısı"nı söylüyorlardı.

1 Mayıs 1886: İsyan ve katliam. Politik işçi hareketi, Amerika'nın kuzeyinde, Şikago kenti ve çevresinde yoğunlaşıyordu. Amerikan ekonomisinin ucuz emek ihtiyacını karşılayan her milliyetten işçinin toplandığı Şikago,1 Mayıs 1886’da yaşanacak büyük çatışmanın da merkezini oluşturacaktı.

1884'de az sayıdaki ulusal sendikadan biri olan Örgütlü Sendikalar Birliği genel bir eylem çağrısı yaptı: 1 Mayıs 1886'ta işçiler fiilen sekiz saat çalışacak, buna uymayan fabrikalar fiilen engellenecekti.

8 saat talebini, ekonomik mücadelenin konusu olmaktan çıkarıp, politik bir talep haline dönüştüren bu öneri, işçiler arasında coşkuyla karşılandı. 8 saatlik çalışma talebi, işçilerin günde 18 saat çalıştırıldıkları bir dönemde sermaye tarafından çılgınca bir talep olarak yorumlandı.

Nisan ayının ikinci haftasında çeşitli kentlerden 250 bin sanayi işçisi daha hareket katıldı; ülkenin çeşitli yerlerindeki 30 bin işçi, 8 saat haklarını elde etmişlerdi.

1 Mayıs 1886 sabahı Detroit'te 11 bin işçi yürüyüşe geçti, New York'taki sınıf kardeşleri 40 bin kişiyle greve gittiler, Cincinnotti'deki gösteride kaç kişi var bilinmiyor, çünkü etraf kızıl bayraklardan görülmez durumdaydı. Madenci kenti Kentucky'deki gösteri ise sınıfın birliğinin en iyi örneğini sunuyordu; siyah ve beyaz işçiler, siyahlara kapalı olan bir parkın yasak levhasını birlikte devirerek içeri doğru yürüyorlardı. Hareketin merkezini oluşturan Şikago'da ise daha sabahın erken saatlerinde 30 bin kişi sokaktaydı.

Şikago'daki gösteriyi sabote etme planlarını hayata geçiren polisse, işe önce işçileri taciz etmekle başladı. Önceden planlandığı gibi, gösteri yerinin yakınındaki McCormick işyerindeki konuşmaları dinlemek üzere toplanan 5-6 bin kişilik işçi topluluğunun üzerine ateş açan polisler, iki işçiyi öldürdüler. Gösteriye yapılan saldırı Spies'in işçilere dönük "silahlanın" çağrısıyla karşılık bulurken, 4 Mayıs akşamı Haymarket'te bir gösteri yapılması kararlaştırıldı. 4 Mayıs sabahı polis, 3 bin göstericiye saldırdı. Bombalar patladı ve polis işçileri kurşunlarken, 7 polis de polis kurşunlarıyla öldü. 5 Mayıs’ta Milwaukee’de 9 işçi daha öldürüldü. Olay işçilere ve önderlere dönük bir nefret kampanyasının başlatılması için kullanıldı. Şikago hapishaneleri işçilerle doldu, işkence yaygınlaştı, işçi basını ezildi, yabancı düşmanlığı tırmandı. Haymarket'te ölen polislerin sorumlusu olarak gösterilen işçi önderleri Albert Parsons, August Spies, George Engel düzmece bir biçimde yargılanarak idama mahkum edildiler.

Bombayı atanın kimliği hiçbir zaman ortaya çıkmazken, Mahkeme boyunca gösteriler sürdü; Rusya, İtalya, İspanya ve Fransa'ya yayıldı; ancak idamlar engellenemedi. İdamın gerçekleştirildiği 11 Kasım 1886 "Kara Cuma" olarak anılmaya başlanırken, Şikago basını iç savaş uyarısı yaptı. Ancak cenazelere yarım milyon kişinin katılmasını engellenemedi.

İdam edilen üç işçi önderinin ölmeden önceki son sözleri: "Bir gün gelecek sessizliğimiz, bugün attığınız çığlıklardan daha güçlü olacak" olmuştu. 1889’da kurulan 2. Enternasyonal tarafından uluslararası eylem günü olarak önerildiğinden beri 1 Mayıs, dünyanın her yerindeki işçilerin yeni bir dünya talebinin uğultusunu iktidarların ve sermayenin kulaklarına taşındığı gün.

Amerikan işçi hareketinin, Haymarket olaylarını izleyen baskı dalgasının ardından kendini toparlaması 2 yıl sürdü. İki yıl sonra AFL (Amerikan Emek Federasyonu) 1 Mayıs 1890'ı, örgütlü emeğin 8 saati dayatma günü olarak belirledi. AFL, birçok kentte diğer işçi sınıfı partileriyle onbinlerce işçinin katıldığı ortak eylemler düzenlerken, 1890 1 Mayıs’ında 2. Enternasyonal’in çağrısıyla sokaklara dökülen yüzbinler Londra'dan Madrid'e, Lima'dan Helsinki'ye, Viyana’dan Havana’ya kadar birçok kentte eylemdeydi. Tüm dünya, milyonlarca işçinin ortak talebinin dile getirildiği tek bir büyük eylem alanına dönüştü.

 

Türkiye'de 1 Mayıs'ın Kısa Tarihçesi

İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs'ın Türkiye’de kutlanmaya başlanması emperyalizmin Türkiye'ye girdiği yıllara dek uzanır. Osmanlı'da ilk işçi eylemleri 1830'larda başlamıştır. İlk grevi 1872'de yapan Osmanlı işçilerinin direnişleri 1908'de 2. Meşrutiyet'in ilanıyla, özellikle kapitalizmin geliştiği bölgelerde yoğunlaştı. 1907’de İskeçe'de, 1908'de İzmir'de tramvay işçileri çalışma saatlerinin 10 saate düşürülmesi için greve gittiler. İlk 1 Mayıs kutlamaları ise 1909'da Üsküp ve Selanik'te yapıldı. Osmanlının çok uluslu işçi sınıfının birliği Selanik'teki kutlamada simgeleşti. Rum, Türk, Yahudi, Bulgar işçiler birarada, kolkola yürüdüler; dört dilde ortak 1 Mayıs bildirisi yayınlandı. 1910 yılında diğer bölgelere de sıçrayan kutlamaların görkemi, 1911'de greve çıkan 12 bin işçiyle doruğa ulaştı. 7 bin işçi, işçi sınıfının uluslararası marşı olan Enternasyonel'i hep bir ağızdan söyleyip yürüdüler. 1911'den ders çıkaran Osmanlı ise, 1912'de gösterileri yasakladı.

Birinci paylaşım savaşının yaşandığı günlerde kutlanamayan 1 Mayıs'lar, Kurtuluş savaşı sıralarında anti-emperyalist bir içerik kazandı. 1920 yılında işgalcilerin ve işbirlikçi hükümetin baskılarına rağmen işçiler, "bağımsızlık" isteyen pankartlarla yürüdüler. 1921 1 Mayıs'ı ise o güne kadar yapılan en görkemli kutlamaydı. İstanbul, Ankara, İzmit ve Adapazarı'ndan anti-emperyalist sloganlar yükselirken, Mersin'de işçiler tüm halkı Fransız işgaline karşı direnişe çağırdılar.

Ancak, Cumhuriyet’in ilanı sonrasında tüm grev ve direnişler Tatil-i Eşgal Yasası ile yasaklandı. 1920'lerin "Amele Bayramı" 30'ların "Bahar ve Çicek Bayramı"na dönüştürüldü.

1950-60'larda işçi direnişlerinin yaygınlaştığı bir ortamda 1 Mayıs sınıf mücadelesinin gündeminde geri planda kaldı. 70'li yılların ilk yarısında ise sadece 1972'de 2 bin işçi 1 Mayıs'ı iş bırakarak kutladı.

Ancak sınıf mücadelesinin 70'lı yıllardaki gelişimiyle birlikte 1 Mayıs'lar bu bağımsızlaşmanın en önemli simgeleri haline dönüştüler. 1 Mayıs 1976'de Taksim Meydanı, Türkiye topraklarının gördüğü en kitlesel kutlamaya sahne oldu. Onbinlerce işçi ve emekçinin 1 Mayıs yasağını kitlesel gücüyle bozduğu 76 sonrasında, Taksim Meydanı, 1 Mayıs meydanı olarak anılmaya başlandı. 1977'ye gelindiğinde ise tıpkı 4 Mayıs 1886'da Amerika'da yaşandığı gibi, Taksim Meydanı'nın dört bir yanından işçilerin üzerine kurşun yağmaya başladı. CIA ve kontrgerilla işbirliği içinde düzenlenen bu saldırıda 36 kişi öldü. 1978-79 1 Mayıslarında sokağa çıkma yasağı ilan edilen İstanbul'a karşı tüm ülke 1 Mayıs alanı oldu.

Emeğe ve tüm devrimci güçlere karşı savaş ilan eden 12 Eylül, 1 Mayıs'ı takvimlerden silmeye çalıştı ama emekçilerin bilincinden silmeyi başaramadı. 87'de salonlarda kutlanan 1 Mayıs 1988 sonrasında yeniden sokaklara taşındı. İşçi sınıfının direnciyle 1992 sonrasında "yasallaşan" 1 Mayıs, 1990'larda son dönemin en kitlesel kutlamalarına sahne oldu. 90'ların 1 Mayıs kutlamaları, kirli savaşa, özelleştirmelere karşı sloganlarıyla 90'lı yılların muhalefet tarzının tüm eğilimlerinin ve yoksul mahallerde yaşanan dönüşümün ilk belirtilerinin sergilendiği eylem günlerine dönüştüler.

 

1 MAYIS MARŞI

Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kandır
Ancak bu böyle gitmez sömürü devam etmez
Yepyeni bir hayat gelir bizde ve her yerde

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı

Yepyeni bir güneş doğar dağların doruklarından
Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarından
Yurdumun mutlu günleri mutlak gelen gündedir

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı

Vermeyin insana izin kanması ve susması için
Hakkını alması için kitleyi bilinçlendirin
Bizlerin ellerindedir gelen ışıklı günler

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı

Ulusların gürleyen sesi yeri göğü sarsıyor
Halkların nasırlı yumruğu balyoz gibi patlıyor
Devrimin şanlı dalgası dünyamızı kaplıyor

Gün gelir gün gelir zorbalar kalmaz gider
Devrimin şanlı yolunda bir kağıt gibi erir gider


Söz ve Müzik: Sarper ÖZSAN

 

 

 

TÜRKİYE BASIN, YAYIN, GRAFİKER VE AMBALAJ SANAYİİ İŞÇİLERİ SENDİKASI

ADRES: Necetibey Caddesi, Hanımeli Sokak, No:26/7 Sıhhiye - ANKARA/TÜRKİYE   TEL: (+90) 312 230 29 08   FAX: (+90) 312 229 43 15

e-mail: basinis@basin-is.org    web sitesi: www.basin-is.org   

web tasarım ve güncelleme: Fatih Aydemir, Basın-İş Uzmanı